Cuma, Mart 16, 2007

Top Spin 2

Emre Acar

Platform:PC Tür:Spor Yayıncı:2K GamesYapımcı:Aspyr Media Çıkış Tarihi:Ocak 2006

Tam bir haftadır bu oyunu oynamaktayım ve artık gamepad tutmaktan parmaklarımı hissedemiyorum. Oyundan kalkıp özel ihtiyaçlarımı karşılamak bile bana çok zor geliyor. Tabi bunda kaç yıldır iyi tenis oyunlarına olan hasretimin de etkisi oldukça büyük, abarttığımı düşünenler yazının devamını okuyabilirler... Tenis sporu her ne kadar ülkemizde gereken ilgiyi görmese de, yurtdışında oldukça seveni ve takipçisi olan bir spor (gerçi Hülya Avşar sayesinde yavaş yavaş ülkemizde de sevilmeye başlandı bu spor :). Kendi adıma konuşacak olursam çocukluğumdan beri tenis sporuna ve tenis oyunlarına ilgi duymuşumdur. Televizyonda Andre Agassi, Steffi Graff, Pete Sampras ve Martina Hingis’in maçlarını izleyerek büyüdüğümü rahatlıkla söyleyebilirim, zaten o zamanlarda maçları TRT 3’den başka bir kanal yayımlamazdı. Oyun dünyasına dönecek olursak elle tutulur tenis oyunu sayısının oldukça düşük olduğunu görüyoruz. Hatta yakın zamanda çıkan Virtua Tennis serisi, Tennis Master Series 2003 ve Top Spin serisi dışında geriye kalan tüm tenis oyunları oynanmaya değmeyecek kadar vasat oyunlar olmuşlardır (hala Atari 2600 zamanında oynamış olduğum Tennis adlı tenis oyununu unutamamışımdır gerçi). Şimdi inceleyeceğimiz oyun ise ilki 2004 yılında piyasaya çıkmış Top Spin’in ikinci oyunu Top Spin 2.

Biri Roger Federer’i Durdursun!

İlk Top Spin’i oynayanlar hatırlayacaklardır, oldukça gerçeğe yakın ve zevkliydi. Bana göre tek eksiği lisanslı tenisçi sayısının az olmasıydı. Top Spin 2’de ise ilk oyunun eksileri kapatılmış ve oyunda bulunan lisanslı oyuncu sayısı arttırılmış. Oyundaki lisanslı oyunculara gelin hep birlikte bakalım. Erkeklerde Federer, Hewitt, Roddick, Coria, Henman, Moya, Haas, Mirnyi, Blake, Evans, Kuznetsov ve Grosjean ile oynama şansınız varken, bayanlarda ise Davenport, Sharapova (kim ona hayran değil ki ?), Mauresmo, Williams, Myskina, Molik, Kuznetsova, Dementieva, Sugiyama, Haynes, Jackson ve Morariu bizleri bekliyor. Saydığım tüm oyuncular çok güzel bir şekilde modellenip oyuna aktarılmışlar. Yüzleri, mimikleri ve fiziksel özellikleri oyuna oldukça başarılı bir şekilde eklenmişler. Hatta oyuncuların servis kullanışları, raketi tutuşları ve vuruş stilleri gerçekleri ile birebir olarak aktarılmış. Leyton Hewitt’in TV’de gördüğüm vuruş stillerini oyunda da görmem beni oldukça memnun etti.

Oyunun ana menüsünde dostluk maçı, turnuva, kariyer, parti modu ve çoklu oyuncu seçenekleri bulunmakta. Dostluk maçında kendi belirlediğiniz oyuncu ve kortlarda istediğiniz gibi maçlar yapabiliyorsunuz. İsterseniz bu modda çiftler halinde de maçlar yapabilirsiniz (benden size tavsiye Sharapova – Williams ikilisiyle, Federer – Hewitt ikilisine karşı bir maç yapın, kimin kazanacağı belli gibi sanki :). Turnuva modunda ise turnuva maçlarının kaç sette biteceği, kaç maç yapılacağı, turnuvanın hangi kortta yapılacağı ve turnuvaya katılacak oyuncuları belirledikten sonra turnuvaya giriyorsunuz. Kariyer modu ise oyunun başında en çok zaman geçireceğiniz yer, kariyer modunu birazdan detaylı olarak inceleyeceğim. Parti modunda ise arkadaşlarınızla antremanlarda oynadığınız oyunlara benzer şekilde olan küçük oyunları oynayabiliyorsunuz. Parti modunda en sevdiğim oyun ise Time Bomb oldu. Bu oyunda amacınız rakibinizden sayı olarak süre sayacını durdurmak. Top ne kadar oyunda kalırsa süre sayacınız geriye sayıyor ve sıfırlanınca yenilmiş sayılıyorsunuz. Parti modu sayesinde arkadaşlarınızla hoşça vakit geçirebilirsiniz.

Kariyer Dediğin Böyle Olur

Kariyer modunu detaylı olarak inceleyecek olursak, hiçbir oyunda bu oyunda olduğu kadar detaylı bir kariyer modu görmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Kariyer moduna kendi oyuncumuzu yaratarak başlıyoruz, ilk önce cinsiyetini, ten rengini, yaşını ve ülkesini seçiyoruz. Buradan sonra oyuncumuzun yüzünü ayarlayabileceğimiz ekrana geçiyoruz, bu kısım o kadar detaylı yapılmış ki oyuncumuzun burnunu, kaşını, çene genişliğini, göz rengini, gözler arasındaki uzaklığı, saç şeklini, sakallarını vb. (saç ve sakal şekillerini daha sonradan da değiştirebilirsiniz) aklınıza gelen her özelliği kendinize göre ayarlayabiliyorsunuz. Hatta birazcık zaman harcayarak kendi yüz şeklinizi oyuncunuza yansıtabilirsiniz. Oyuncumuzun yüz şeklini belirledikten sonra boyunu ve vücut şeklini ayarlayabiliyoruz. Oyuncumuzun fiziksel görünümünü ayarladıktan sonra raketi hangi eli ile tutacağını ve servisi kullanmaya nasıl başlayacağını belirlediğimiz ekran geliyor. Son olarak ise karşımıza yetenek seçim ekranı geliyor. Buradan istediğimiz, oyun şeklimize uygun olan 3 tane yeteneği seçiyoruz ve kariyerimiz başlıyor (sırf bu ayarlarla uğraşmak bile oldukça zamanınızı alıyor).

İlk olarak Adidas, Nike, Lacoste ve Wilson gibi firmaların ürünlerinin bulunduğu spor dükkanına gidip kendimize giyecek giysiler alıyoruz (doğal olarak ücret karşılığında oluyor bu alışveriş). Kariyer moduna tenisçiler sıralamasında 200’üncü olarak başlıyoruz ve tabii bu zamanlarda bize sponsor olmak isteyen firmalara o kadar çok para vermiyorlar. Kariyer modundaki amacımızı kısaca tenisçimizin yeteneklerini antremanlarla geliştirmek ve turnuvaları kazanıp giderek sıralamada yükselmek olarak nitelendirebiliriz. Turnuvalarda başarılı oldukça giderek kazandığımız para miktarı artıyor ve oyuncumuza yeni eşyalar satın alabiliyoruz (bu arada kariyer ekranı ilk oyundaki dünya haritası gibi yapılmamış. Buna nazaran kariyer modunda yapabileceklerimiz tek bir ekranda toplanmış ve daha kullanışlı bir hale getirilmiş). Kariyer modunda bulunan zaman akışı haftalık sisteme göre ayarlanmış. Hafta boyunca bir antreman, bir turnuva ve bir özel maça katılabiliyorsunuz. Kariyer modunda en çok üzerinde duracağınız kısım antremanlar olmalı, çünkü belirli bir seviyeye gelmeden turnuvalara katılamıyorsunuz, katılsanız bile hiçbir başarı elde edemeden turnuvadan elenmeniz oldukça büyük bir olasılık. Antremanlar ilk Top Spin’de olduğu gibi küçük oyunlar olarak düşünülmüşler, çoğu zaman topu doğru yere atmaya çalışırken, bazen de domino taşlarını ve duvarları devirmek gibi ilginç oyunlar karşımıza çıkabiliyor. Eğer antremanları başarılı bir şekilde tamamlarsak yıldızlar kazanıyoruz ve oyuncumuzun teknik özelliklerini arttırabiliyoruz. Tabii oyundaki antremanlar da para ile yapılabiliyor ve antremanları yaptıkça paranız sıfırlanıyor, para kazanabilmek için de turnuvalara girip kazanmanız gerekiyor. İlk başlarda küçük turnuvalara katılırkan saygınlığınız arttıkça ve sıralamada yükseldikçe Wimbledon ve Paris Açık gibi büyük turnuvalara katılabiliyorsunuz. Oyunda 19’un üzerinde lisanslı tenis kortu bulunuyor hepsi gerçekleriyle birebir olarak modellenmişler. Kariyer modu yıllar boyunca devam ediyor, isterseniz karşılaşmaları oynamadan simule de edebiliyorsunuz ama bunu pek tavsiye etmiyorum, bir keresinde sıralamada 30’uncuyken ve karşımdaki rakibim 100’üncü sıradayken ona bile yenilmiştim. Yani karşınıza saçma sonuçlar çıkabiliyor, hazırlıklı olun.

Gamepad Olmadan Bu Oyun Oynanmaz

Oyunun oynanabilirliği oldukça güzel olarak hazırlanmış, tabii bir gamepad’e sahipseniz. Oyunda oyuncunuzu yönetebilmeniz için klavye desteği bulunmuyor, oyuncunuzu fare ile yönetiyorsunuz ve vuruşları klavyeden yapıyorsunuz. Ne akla hizmet böyle birşey yaptıklarını ise bilemiyorum. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu oyunu gamepad olmadan oynamanız sizin için tam bir işkence olacaktır. Gamepad’lerin fiyatlarının çok ucuzladığu şu günlerde bir tane edinmenizi öneriyorum hem bu oyun bir bahane olacaktır. Oyunun kontrollerini öğrenmek de zor değil, 6 adet vuruş şekli var. Safe Shot (normal düz vuruş), Top Spin (top yere vurunca hızlanır), Slice (kesme), Lob (aşırtma), bunların yanında 2 tane de Risk Shot (biri sert vuruş yapmaya yararken, diğeri ağ dibinde kesmeye yarıyor) bulunmakta. Oyunu oynadıkça ve kariyer modundaki antremanları yaptıkça yavaş yavaş tuşların ne zaman ve nerede kullanılacağını kavrıyorsunuz. Zaten ilk Top Spin’i oynadıysanız alışmanız pek zaman almıyor zira oyunun oynanışı ilk oyuna oldukça benziyor. Zorluk derecesi ise ilk oyuna göre daha mantıklı olarak hazırlanmış, karşınızdaki rakibiniz sizi oldukça zorlayabiliyor, bu da oynanabilirliği arttıran en büyük etmenlerden birisi. İlk oyunda en zor rakibi bile yenmek oldukça kolay olabiliyordu ve bir süre sonra oyundan sıkılabiliyordunuz. Oyunda kullanılan fizikler de oldukça gerçeğe yakın olarak hazırlanmışlar, topun hareketi maç yaptığınız zemine göre değişebiliyor. Çim zeminde top yere çarptığı zaman hız kaybederken, beton zeminde top hızlanabiliyor. Oynanabilirliğe etki etmese de oyuncuların hareketler arasındaki geçişi biraz hızlı olarak ayarlanmış ve arada kesiklikler olabiliyor, bu da zaman zaman oyunun gerçekçiliğini baltalayabiliyor (ilk oyunda da zaten aynı hata vardı). Ayrıca oyunda 2 adet kamera açısı bulunmakta, biri normal TV kamerası, diğeri ise Zoom kamerası. Zoom kamerasını oyunu oynarken pek tavsiye etmiyorum ama oyuncularınızı yakından görmek istiyorsanız deneyebilirsiniz. Zaten oynarken kamera açısından bir problem yaşayacağınızı pek sanmıyorum

Çoklu Oynayın 2 Kat Zevk Alın

Oyun internet üzerinden veya tek bilgisayar üzerinden Gamepad ile kapsamlı bir çoklu oyuncu özelliğine sahip, oyunu aynı bilgisayar üzerinden aynı anda en fazla 4 kişi ile oynayabiliyorsunuz. Birlikte dostluk maçı yapabiliyor, turnuvalara katılabiliyor ve antreman kısmında bulunan küçük oyunları arkadaşlarınızla oynayabiliyorsunuz. Internet üzerinden ise GameSpy sayesinde oyunu oynayabiliyorsunuz, eğer oyunu tek başına oynamaktan sıkılırsanız internet üzerinden dişinize göre rakipler bulup oynayabilirsiniz. Ancak internet üzerinden oynarkan zaman zaman oyunda yavaşlamalar görülebiliyor (Xbox 360 versiyonunda da aynı hata vardı, bu hatayı bile düzeltmeden PC’ye taşımaları çok ilginç), çok fazla olmasa da eğer oynarken yavaşlama olursa oyunu kapatıp yeniden açmayı deneyebilirsiniz. Eğer oyuna sahipseniz bir kere olsun online olarak oynamanızı şiddetle tavsiye ediyorum, oldukça zevk alacaksınız (belki karşılaşırız, kim bilir).

PC’de Yeni Nesil Böyle Oluyor Demek

Grafik açısından oyunu inceleyecek olursak, oyunun grafiklerinin mükemmele yakın olduğunu görüyoruz. Zaten Xbox 360’dan PC’ye aktarılan çoğu oyunun grafikleri oldukça güzel gözükmekte. Özellikle daha önce de belirttiğim gibi oyuncu modellemeleri oldukça başarılı yapılmış, oyuncuların formaları gerçek hayatta olduğu gibi hareket ediyor. Yani bir oyuncunun servis kullanırken veya topa vururken formasının kalkması ve sırtının açılması gibi ayrıntılar oyunun gerçekçiliğine katkı sağlıyorlar. İlk oyunda ve artık tüm tenis oyunlarında bulunan tenisçilerin kaydıkları zaman iz bırakması gibi ayrıntılar bu oyunda da yer alıyor. Oyunda bulunan kortlar da oldukça özenli olarak ve gerçeğine yakın olarak hazırlanmışlar (Wimbledon’da bir maça çıkınca ne demek istediğimi rahatlıkla anlayabilirsiniz). Hatta şunu da belirteyim, ilk defa bir spor oyununda bu kadar gerçekçi seyirciler gördüm, hepsi 3 boyutlu olarak modellenmişler ve oyunun gidişatına göre tepkiler veriyorlar. Tabii bunları görebilmeniz için standarttan oldukça yüksek bir sisteme sahip olmanız gerekiyor. Oyun için her ne kadar 128 MB’a sahip standart bir ekran kartının yeterli olduğu söylense de oyunu rahat oynayabilmeniz için en azından Nvidia GeForce 6600 GT veya ATI X1600 Pro gibi ekran kartlarına sahip olmanız şart (bu kartlara yakın herhangi bir ekran kartına sahip değilseniz bu oyundan uzak durmanızı tavsiye ederim). Buna oyunun Xbox 360’dan PC’ye hiçbir geliştirme yapılmadan geçirilmesinin etkisi oldukça büyük gözüküyor. Oyunu biraz daha optimize edip ve PC’ye uygun hale getirip piyasaya sürselerdi eminim bu sistem gereksimleri yarı yarıya düşerdi (neyse en azından Rainbow Six: Vegas ve Splinter Cell: Double Agent gibi Xbox 360’dan çeviri oyunlar gibi Shader Model 3.0 destekli bir kart istemiyor). Şunu da unutmadan ekleyim; Intel P4 2.8 GHz, Nvidia 7800 GS, 1 GB DDR Ram’e sahip kendi bilgisayarımda oyunu tüm grafik özellikleri açıkken rahatlıkla oynayabildim. Sadece seyirci detayı en yüksekken zaman zaman takılmalar ve yavaşlamalar oluyordu. Ayrıca oyun çok sistem seçiyor, bende olmamasına rağmen bazı forumlarda okuduğum kadarıyla zaman zaman topun kaybolması gibi problemler ortaya çıkabiliyormuş. Bunların ileride çıkacak olan yamalarla düzeltileceğini umut ediyorum.

Seslere gelecek olursak, kullanılan ses efektlerini oldukça beğendiğimi söyleyebilirim, top yerde sekince her zeminde farklı bir ses çıkıyor. Seyirciler oyunun gidişatına göre tepki veriyorlar. Mesela, karşılaması oldukça zor bir topu karşılarsanız seyircilerden oldukça büyük bir alkış alıyorsunuz. Oyuncuların sesleri de oldukça gerçekçi yapılmış, hatta Maria Sharapova’nın topa vurarken attığı çığlıkları oyunda da aynı şekilde duyabiliyorsunuz. Kortlarda yapılan anonslar da bulunduğunuz ülkeye göre değişiyor, Paris’te maç yapıyorsanız anonslar Fransızca, Wimbledon’da ise İngilizce oluyor. Kısacası sesler herşeyi ile ortalamanın üzerindeler ve yerli yerinde kullanılmışlar, ayrıca atmosfere katkı sağlıyorlar.

Ace Yapmayı Özlediyseniz Sizi Buraya Alalım

Oyun hakkında son sözlerime gelecek olursam diyebilirim ki, Top Spin 2 şu ana kadar oynadığım en iyi tenis oyunlarından birisi oldu. Yaklaşık bir haftadır kesintisiz olarak bu oyunu oynuyorum, PES serisini bile bu kadar fazla ve üst üste oynadığımı hatırlamıyorum. Detaylı kariyer modu sayesinde oyun insanı eğlendiriyor ve kendine bağımlı yapıyor, ayrıca oyunu arkadaşlarınızla veya internetten oynarsanız alacağınız zevk ikiye katlanıyor. Birkaç küçük hatasına, klavye desteği olmamasına (Gamepad ile oynamak için yapılmış zaten bu oyun) ve yüksek sistem gereksinimlerine rağmen Top Spin 2’yi tenisi seven herkese rahatlıkla önerebilirim. Hatta tenisi sevmeyenler bile bu oyunu oynadıktan sonra tenisi seveceklerdir diye düşünüyorum. Virtua Tennis 3 gelene kadar piyasanın en iyi tenis oyunu olarak kalacak Top Spin 2’yi kaçırmamanızı öneriyorum. Herkese iyi oyunlar. :)

Grafik:88
Ses:85
Oynanabilirlik:82
Genel Puan:85


Cumartesi, Şubat 17, 2007

Rayman Raving Rabbids

Ercan Ekinci

Platform:PC Tür:Platform Yayıncı:Ubisoft Yapımcı:Ubisoft Çıkış Tarihi:Aralık 2006

Bilgisayar oyunlarının çok azı sizi oynarken güldürebilir. Genelde hepimiz PC başında oyun oynarken pür dikkat kesiliriz. Sürekli bir sonraki hamleyi düşünürüz, kafamız ve gözlerimiz ise tam gaz çalışır. Gün geçtikce çıkan her yeni oyunda bu durum daha da artmakta. Artık oyunlar daha gerçekci ve daha karmaşık hale gelmekte. Oyun dünyası bu şekilde ilerlerken bu duruma ters bir oyun var şimdi karşımızda. İlk yapıldığı yıllardaki mantığını hiç kaybetmemiş ve hep daha iyi olarak karşımıza gelen serinin dördüncü oyunu olan Rayman Raving Rabbids'den söz ediyorum. PC’de oyunu kurduktan sonra ufak bir video ile oyun başlıyor. Oyunun başlangıç videosunda Rayman'in arkadaşları olan küçük yaratıkların piknik yaparken kaçırılması ve böylece serüvenin başlayışı anlatılıyor. Oyunun grafik ve ses ayarları sade tutulmuş zaten oyun içi grafiklerde ortalama kalitede size tavsiyem ekran kartı ayarlarından AA ve AF yi açmanız. Bu şekilde grafik kalitesini bir miktar daha arttırabilirsiniz. Ayarları da yaptıktan sonra oyuna başlıyorum.

Rayman Raving Rabbids, tam manası ile oynayanı güldürmek için tasarlanmış bir oyun. Oyunda Rayman'ı yakalayıp bir hücreye atıyorlar ve bizde kurtulmak için arenaya çıkıp buradaki görevleri yapıyoruz. Arenada beş görev bulunuyor. Her görev paketini bitirdiğimizde farklı görevler karşımıza çıkmaya devam ediyor. Oyunlar mini oyunlar ve FPS tarzı olarak iki tür şeklinde tasarlanmışlar. Mini oyunların başlangıçında oyunu nasıl oynamamız gerektigini anlatan sayfayı okumanızı tavsiye ederim. Yoksa oyun başlayınca ekrana bakıp kalabilirsiniz. Oyun içerisinde pek çok komedi ve espiri içeriyor. Oyunu oynarken güleceğinize eminim.

Rayman Raving Rabbids'in mini oyunları o kadar eğlenceli ve güzel tasarlanmışlar ki insan oynarken gülmekten oynayamıyor desem doğru olur. Oyunların çoğunda sabit ekranda oynuyorsunuz ve sizden istenen şeyi belli zaman aralığında yapmaya çalışıyorsunuz ya da istenen mesafeyi yakalamaya çalışıyorsunuz.Oyundaki yegane silahlarımız ise havuç, pompa, sopa ve süzgeç. :) Benim en çok güldüğüm oyunlar açılan tuvalet kapılarını kapatma, ip atlama ve meyve suyu sıkma oyunlarıydı. Oyunda ilerledikce seviye bir miktar artıyor ve oyun zorlaşıyor. Ancak birkaç tekrardan sonra başarılı olacağınıza eminim.Rayman asıl olarak Wii tabanlı bir oyun olmasına karşın PC'de de oynanabiliyor. Wii'de oyunu oynama imkanım olmadı ancak oyunun PC kontrolleri de pek çok bilgisayar oyunundan iyi diyebilirim, yani ortada konsollardan PC'ye aktarılma faciası yok.

Oyunun grafik kalitesi ne çok iyi ne de çok kötü ortalama bir kalitede. Oyunun en iyi tarafı sesleri tavşanların çıkardığı sesler, gerçekten çok iyi yapılmışlar. O sesleri tekrar duymak için bile insan tekrar oyunu oynamak istiyor.Rayman Raving Rabbids sahip olduğu teknik donanım açısından günümüz oyunlarının gerisinde kalıyor ancak onun tarzıda bunu gerektiriyor. Bence oyunu PC'nizden esirgemeyin. Özellikle arkadaş ortamında oynarsanız size çok zevkli dakikalar yaşatacaktır. Hepinize bol ve iyi oyunlar.

Grafik:80
Ses:81
Oynanabilirlik:80
Genel Puan:80



Pazartesi, Ocak 29, 2007

Company Of Heroes

Ercan Ekinci

Platform:PC Tür:RTS Yayıncı:THQ Yapımcı:Relic Entertainment Çıkış Tarihi:Eylül 2006

Bilgisayarınıza yükledikten sonra çok uzun süre silmek istemeyeceğiniz bir oyun. Şimdiye kadar yapılan RTS oyunlarının en iyisi. Bence FPS oyunlarda yaşadığımız o heyecanı bize yaşatabilen tek strateji oyunu. İşte bu kadar övgüyü hak eden oyun Company of Heroes. Piyasaya çıkmadan önce yayınlanan ekran görünteleri ve videoları oyunun ne kadar kaliteli olacağı hakkında bize ipuçları vermişti. Oyunun çıkması ile beklediğimizden çok daha iyi bir RTS oyunu ile karşı karşıya olduğumuzu anladım. Uzun süredir defalarca işlenmiş olan II.Dünya Savaşı temasını işleyen Company of Heroes gerek grafik gerekse sesleri ile bizi sanki ilk defa II.Dünya Savaşı konulu bir oyun oynuyormuşuz hissine kapılmamıza neden oluyor.

Company of Heroes oyunu sağlam yapımcıları ve destekleyicileri ile tepeden tırnağa düşünülüp çok iyi hazırlanmış bir oyun. Yapımcı Relic yine çok başarılı bir oyuna imzasını atmış. Oyunda kullanılan DivX teknolojisi ile oyun içi videolar çok daha net ve gerçekci olmuş. Özellikle oyuna başalarken ve aralardaki geçiş videoları sizi olaylara iyice bağlamayı başarıyor. Oyunun işleyişinden biraz bahsedecek olursak. Oyun genel RTS tarzında işliyor ancak oyuna başlamadan önce menüde bulunan Tutorial kısmını oynamanızı tavsiye ederim. Böylece oyunun işleyiş tarzını daha iyi kavramış olursunuz. Tutorial bölümü bittikten sonra asıl maceraya başlamak için Campaign bölümüne giriyoruz ve oyun başlıyor.

Oyunda birim üretmek ve destek güçleri için üç kaynak topluyoruz. Bunlar, Manpower (Askeri birimlerin üretiminde için),Munitions (Nitelikli mühimmat ve silah üretimi için), Fuel (Araç ve tank üretimi için) Oyun içerisinde kaynak kontrolü ise bölgeler ve bölgelere özel kaynak noktalarının ele geçirilmesi ile oluyor . Ne kadar fazla kaynak noktasına sahipseniz o kadar fazla asker ve araç üretebiliyorsunuz. Oyunda bina inşası için mühendislerden yaralanıyoruz. Kum torbaları, dikenli teller, mayınlar kurabiliyorlar. Özellikle makineli tüfek tabyası bize savunmada çok yardımcı oluyor. Oyunda kurdugumuz tüfek ve topların atış yönünü siz belirliyorsunuz bu yüzden bunu iyi düşünüp ona göre yerleştirmelisiniz. Eger yanlış yöne bakan silahlara sahip olursanız ani bir saldırıda zaiyatınız fazla olcaktır. Oyunda çoğu RTS'lerde olduğu gibi savaşan asker ve araçlar başarıları sonucu rütbe alıyorlar. Rütbelenen birimler güç, beceri, hız, tepki ve etkinlik olarak daha avantajlı oluyorlar.

Campaign modunda 15 zor ve aksiyon dolu görev sizi bekliyor. Oyunu oynarken RTS değil de sanki bir FPS oynuyormus gibi hissedeceksiniz. Oyunun kamera açıları ve istediğiniz mesafeden olayları izleyebilmeniz sizi olayın bir parçası haline getiriyor. Oyunun yapay zekası çok iyi tasarlanmış. Çatışma esnasında vurulan bir askeri diğer bir asker sırtına alıp geri mevzilere kaçırabiliyor ya da bir topu kullanan iki askerden biri vurulursa diğer asker her iki görevi de yapmaya çalışıyor tabi bunun sonucu daha yavaş top atışı gerçekleşiyor. Görsel altyapı dinamik ışıklandırma, patlama ve duman, sis efektleri teknolojinin el verdiği son ölçüde tamamlanmış. Hoşuma giden bir başka şey ise araçlar üstünde bunulan makineli silahları kontrol eden nişancıları vurursanız yerine başkası geçemiyor bu oyunun gerçekciliğini üst seviyeye çıkaran bir özellik.

Oyunun bunca detaya sahip olmasının sonucu malesef bize iyi bir sistem gereksinimi olarak geri dönüyor. Oyun P4 3.0 işlemci, 1GB Ram ve 6600 GT ile ancak orta, yüksek kalite arası oynanabiliyor. Oyunun grafik detaylarını daha iyi görebilmek için 256 MB belleğe sahip GeForce 7 serisi ekran kartı ve 2gb ram gerekli. Ayrıca oyunun ayarlar kısmında "Performance Test" adında ve oyunu en akıcı biçimde oynamanız için küçük bir testi de yapıma eklemeyi unutmamışlar. Test en düşük, en yüksek ve ortalama kare sayısını hesaplayarak size olumlu veya olumsuz yönde tavsiyede bulunuyor. Bence oyunun grafik ayarlarını yapmadan önce bu testi bir uygulayın sonra ayarlarınızı yapın. Birde oyun 7.5 GB gibi büyük bir harddisk alanına ihtiyaç duyuyor. Son olarak yapımın Windows Vista'da da çalıştığını ekleyelim.

Company of Heroes sahip olduğu muhteşem grafiklerin yanında oldukca güzel ve gerçekci seslere sahip. Oyun esnasında askerlerden ateşlenen toplar ve araçlardan çıkan sesler sizi savaş meydanında olduğunuza ikna ediyor. Özellikle patlama, yıkılma ve parçalanma efektleri de kesinlikle görülmeye ve duyulmaya değer. Oyunda Campaign modu dışında Skirmish ve Multiplayer modları da bulunuyor. Skirmish modunda PC'ye karşı oynarken Multiplayer modunda Lan ya da İnternet üzerinden gerçek rakiplere karşı da oynayabilirsiniz. Ancak söylemeden geçemeyeceğim. Skirmish modunda orta ve üssü seviyede düşmaları alt etmek gerçekten çok zor. Yapay zeka burda size sonuna kadar direniyor. Yapay zekanın birden fazla noktaya aynı anda saldırı yapabilmesi size gerçekten zor durumlara sokabilir. Böyle durumlarda oyunu durdurup genel haritayı açıp en iyi strateji belirleyip ona göre devam etmenizi size öneririrm.

Sonuç olarak gerek oynanabilirliği, uzun ve kapsamlı senaryo modu ve çoklu oyuncu seçenekleriyle Company of Heroes günümüzün uzak ara en iyi strateji oyunu diyebilirim. Siz de oyunu oynarsanız eminim bana hak vericeksinizdir. Grafik ve ses kalitesi oldukca yüksek olan bu yapımın her oyun severin arşivinde olması gerektiğini düşünüyorum. Eğer II.Dünya Savaşı'nı tekrar yaşamayı istiyorsanız bu oyunu oynamanızı şiddetle tavsiye ederim. Hepinize bol ve iyi oyunlar.

Grafik:93
Ses:94
Oynanabilirlik:94
Genel Puan:94

Perşembe, Ocak 25, 2007

Battle for Middle-Earth II - The Rise of the Witch-king

Emre Acar

Platform:PC Tür:RTS Yayıncı:Electronic Arts Yapımcı:Electronic Arts Çıkış Tarihi:Aralık 2006

Yazıya nasıl bir başlangıç yapsam diye düşünüp duruyorum şu anda, en iyisi geçmişe bakıp EA’in daha önceki iki BFME oyununu hatırlayalım. İlk oyun iyi ve kötülerin savaşını konu alıyordu ve hikayesi filmle paralel gidiyordu. (Tabi Boromir’in Miğfer Dibi şavaşında yer alması gibi bazı gariplikler de yok değildi.) İlk oyun LOTR hayranları tarafından oldukça beğenildi ve yapımcı firma oyundan hayli iyi bir miktarda para kazandı. Bu yılın başlarında ise BFME 2 piyasaya sürüldü, bu oyun ise hikaye olarak kuzeyde geçen savaşları konu alıyordu, ayrıca oyun geliştirilmiş, birçok mod eklenmiş ve sıkı strateji seven insanların isteği ile artık binalarımızı istediğimiz yerlere yapabiliyorduk, bu olay oyuna ilk oyundan daha fazla stratejik derinlik katıyordu. EA’in bu oyunu da çok tutulunca firma oyuna bir genişleme paketi hazırladığını duyurdu, işte karşınızda The Rise of the Witch King.

No Man Kill Me

Oyunu anlatmaya başlamadan önce kısaca hikayesine değinmek istiyorum. İkinci Çağ’da 3441 yılında Sauron, elflerin ve insanların yaptıkları son ittifak ile yenilmiş ve güç yüzüğü Gondor Kralı Isildur’a geçmişti. Üçüncü Çağ’da 1050 yılında ise güç yüzüğü kaybolmuş, Sauron gizlice Orta Dünya’ya dönmüş ve Mirkwood’un kenarındaki Dol Guldur’da kendisine bir kale inşa etmişti. 1300 yılında Nazgul yeniden ortaya çıkmış ve Nazgulların Lord’u Witch King kuzeye Eriador’a gidip Angmar adlı krallığı kurmuştur. Oyun da tam bu noktada başlıyor ve tek kişilik senaryo boyunca Angmar birlikleri ile topraklarımızı savunmak ve büyütmek için uğraş veriyoruz. Aslında bu oyunu kötülerle oynamak istemeyenler için üzücü olabilir ama oyunun kötülerin hikayesini anlattığı adından bile belli oluyor. Unutmadan da söyleyeyim oyun toplam 7 yeni bölüm içeriyor. Tek kişilik senaryodaki görevlerde genelde bizden belirli bir süre içinde gelişmemiz ve daha sonra saldırmamız isteniyor, veya aynı şekilde belirli bir süre geçtikten sonra düşman bize tüm gücüyle saldırıyor, yani anlayacağınız çok farklı görevler beklemeseniz iyi edersiniz ve bana göre bu görevler oldukça sıkıcı olarak hazırlanmışlar. Ama kırılmış Palantir kristallerini düşmanlardan önce toplama görevi gibi çok eğlenceli görevler de var. O görevde ilk önce gelişiyorsunuz daha sonra ise düşman size saldırıyor, düşmanla savaşırken bir yandan da kristal parçalarını düşmandan önce toplamaya çalışıyorsunuz. Oyundaki görevleri en yüksek zorluk seviyesinde oynuyorsanız insanı bayağı zorluyor, birkaç görevi bitirebilmek için en başından başlamak zorunda kaldım, rahatlıkla söyleyebilirim ki bu oyunun görevleri ikinci oyunun görevlerinden hayli zor olarak hazırlanmış, tabi bunda oyunun kısa olmasından dolayı zorluğun arttırılmış olma ihtimali gözden kaçmıyor.

Yeni Bir Genişleme Paketi, Yeni Birimler

Her genişleme paketi gibi The Rise of the Witch King de orjinal oyuna birkaç ekleme yapıyor. (Bu arada oyunu oynayabilmeniz için BFME 2 oyununa sahip olmanız gerekiyor.) Ama baştan söyleyeyim bu oyunu oynarken ikinci oyunu oynarkenki zevki alamayacaksınız. Neyse lafı uzatmadan genişleme paketinin getirdiği yeniliklere bakalım; ilk olarak oyuna Angmar ırkı ekleniyor. Bu ırkın Witch King, Rogash, Morgomir, Karsh ve Hwalder olmak üzere beş tane kahramanı var. Ayrıca sırf Angmar için 9 tane yeni özel güç geliyor. (Favori büyüm ortaya koskocaman bir kurt çıkaran büyü oldu, bu kurt güç olarak neredeyse Balrog ile eş değerde). Kısaca Angmar ırkından bahsetmek gerekirse; bu ırk çoğunlukla Troll ve kurtlu birimlerden oluşuyor, ayrıca bu ırktaki favori birimim Thrall Masters oldu, bu birim tek başına dolaşıyor, istediğiniz zaman ise yanına 4 tane ünite çağırabiliyor, bunu birazcık açayım; diyelim karşınıza atlı bir ordu geliyor hemen yanınıza mızraklı adamları çağırıyorsunuz, eğer karşınızdan okçu birlik geliyorsa kurt binicilerini çağırıyorsunuz, ama çağırdığınız bu birimleri tekrardan değiştirebilme gibi bir seçeneğiniz yok. Bu gibi stratejiler oyunu oynarken çok eğlenceli olabiliyor. Bir diğer sevdiğim birim ise Sorcerers oldu, bu birim de çok güçlü büyüler yapıp düşmana kök söktürebiliyor. Angmar’ın çok güçlü bir ırk olduğunu söylemem lazım. Ama bu ırkın da diğer kötü ırklardan öyle çok büyük bir farkı yok, bana göre BFME’nin eksikliği de bu, yani ırklar sadece görünüş olarak birbirinden farklılar aralarında oynanış açısından bariz bir fark yok. Genişleme paketinde, Angmar ırkının dışında diğer ırklara da birkaç yeni birim ve bina eklenmiş, ama bana genel olarak kötü ırklara biraz daha fazla özen gösterilmiş gibi geldi, yani Mordor’a üç yeni birim eklenirken, Dwarfs’a sadece bir tane yeni birim eklenmiş. Create A Hero bölümüne ise Olog-hai isminde yeni bir troll sınıfı eklenmiş ve eski sınıflar için de yeni giysiler, yeni büyüler ve yeni özellikler eklenmiş. Ama şu soruyu sormadan da geçemeyeceğim bir RTS oyununda buna çok mu gerek var?

One Ring To Rule Them All

Oyunda belki de en çok geliştirilen mod tüm toprakları ele geçirmeye çalıştığımız sıra tabanlı War of the Ring modu olmuş. İlk olarak bu moda iki yeni tarihi senaryo eklenmiş ve modu istersek artık yüzük kahramanları olmadan da oynayabiliyoruz. Ayrıca artık kahramanlarımız dost topraklardaysa iki kere hareket edebiliyorlar. Geldik iki en önemli özelliğe, eğer kahramanlarımızı bir savaşta kaybedersek bir daha oyuna dönmüyorlar bu da oyunu daha stratejik ve dikkatli oynamamızı sağlıyor. Bir diğer özellik ise savaş alanında ürettiğimiz birimler stratejik haritaya da taşınıyorlar. Bu da oyunu daha gerçekçi kılıyor. Bana göre bu modun en büyük eksiği deniz savaşlarının olmaması, deniz savaşları da olsa gerçekten de çok güzel olabilirdi. Tabi War of the Ring’in diğer bir eksisi ise yapay zeka. Yapay zeka genelde çok garip hareket ediyor, mesela yaşadığım olayları sizinle paylaşayım hemen; birçok kez düşman bana karşı sadece bir kahraman ile saldırdı ve öldürdüm düşmanın kahramanını, başka bir seferde ise en büyük şehrime düşman az sayıda birimle saldırdı ve onlar da geri püskürtüldü, anlattıklarım komik gelebilir ama oyunda bu tür hatalara rastlamak inanın insanı çileden çıkarabiliyor. Yani yapımcı firmanın bu gibi hataları görmemesi çok garip, oyunu hiç mi test etmeden piyasaya sürüyorlar, anlamıyorum. (Yazımı yazarken oyunun 1.01 yamasının hazırlandığı haberini öğrendim, oyundaki denge ve yapay zeka problemleri bu yama ile birlikte düzeltilecekmiş.) İşin garibi Skirmish modundaki yapay zeka ise çok iyi olarak hazırlanmış yani en azından ikinci oyundan daha geliştirilmiş olarak karşımıza çıkıyor. Düşman saldırıya hemen geçiyor, eğer başaramazsa başka yollar deniyor, zaman zaman vurkaç taktiği uyguluyor. Eğer oyunu en zor seviyede oynuyorsanız vay halinize. İlk oyunlardaki savunup savunup, saldırma taktiğini ise unutun derim ben size. Hemen birkaç eklenti daha yapayım, bu oyunda da yapay zeka diğer BFME oyunlarındaki gibi özel güçleri çok fazla kullanamıyor, EA bu işi bir beceremedi gitti. Siz düşmana tüm özel güçlerle saldırırken düşman birkaç özel güç kullanıyor. Eğer oyundan daha çok zevk almak istiyorsanız oyunu çoklu oyuncu modunda oynayın, bir insana karşı oynarsanız oyunun güzelliğini fark ediyorsunuz. Aklıma gelmişken şunu da belirteyim oyunda duvar falan örmenize gerek yok, zaten kuşatma silahları bir veya iki vuruşta duvarınızı darmadağın ediyorlar, size tavsiyem atlı birlikler bulundurmanız ve vurkaç taktiği ile bu kuşatma silahlarını hızlıca yok etmeniz. Oyunun oynanışı ikinci oyun ile aynı, zaten bir genişleme paketinden oynanış açısından bir değişiklik beklemek yanlış olur. Ama ikinci oyunun 1.06 yaması ile oyuna gelen ırklar arası denge, bu oyunda yeniden bozulmuş, yani EA’in 1.06 yamasından sonra çıkan bu oyunda denge sağlayamaması beni açıkcası üzdü, sanki o yamayı görmezden gelmişler. Kahramanların ise güçleri düşürülmüş, buna sevindim diyebilirim, çünkü eskiden 3 kahramanla tüm orduları devirebiliyordunuz. Bu da oyuna stratejik etmenler sağlayan nedenlerden biri olmuş.

Grafik ve ses olarak oyun ikinci oyunla hemen hemen aynı olarak hazırlanmış, ama tabi oyuna birkaç yeni efekt eklenmiş. Bir de oyun, makinemde ikinci oyuna göre daha hızlı çalıştı, EA’in oyunu optimize ettiği açıkça belli oluyor. Oyunu rahat oynamak için P4 2.0 Ghz, Nvidia GeForce 6600, 512 MB DDR Ram’lik bir makina yeterli oluyor. Tabi büyük savaşlarda zaman zaman yavaşlamalar yaşayabilirsiniz. Oyunun sesleri ve müzikleri gene mükemmel denilebilecek kalitede, zaten oyunu oynarken filmdeki müziklerin aynısını duyuyorsunuz. Witch King’in sesi ise çok güzel ve karizmatik yapılmış, tam olarak karakterine uyuyor. (Hala bu karakterin bir kadın tarafından nasıl öldürüldüğüne yanıp durarım.)

Alsak Mı, Yoksa Yok Mu Saysak?

Geldik oyun hakkındaki son sözlerime, EA Los Angeles gerçekten de iyi bir iş çıkarmış, ikinci oyuna yeni eklemeler ve oyundaki bazı hataların düzeltilmesi gerçekten de insanı sevindiriyor. Tek kişilik senaryo ise zaman zaman insanı sıksa da, yine de eğlenceli. Ama yazıda belirttiğim gibi Angmar ırkı diğer kötü ırklardan çok da farklı bir ırk değil. Aynı zamanda bazı küçük hatalar var, bu hataların çıkacak yamalarla düzeltileceğini umuyorum. Oyuna yeni eklenen çoklu oyuncu özellikleri ise oyunun oynanma süresini uzatıyor. Ama geçen ay piyasaya çıkan Dawn of War’ın genişleme paketini gördükten sonra bu genişleme paketi benim çok da hoşuma gitmedi, ha buradan bu paketin kötü olduğu kanısına varmayın, bu paketi BFME 2’ye sahip olanlara ve Yüzüklerin Efendisi hayranlarına rahatlıkla önerebilirim. Ama elinizde BFME 2 yoksa size bu oyun yerine Company of Heroes veya Warhammer 40,000 Dawn of War: Dark Crusade’ı öneririm. EA bu seriden iyi para kazandı, inşallah Mart ayında çıkacak Command & Conquer 3: Tiberium Wars beklediğimize değer ve eski C&C’ların tadını bu oyundan alırız.(Şu sıralar Westwood’u özlemiyor değilim). Bir yazının daha sonuna geldik, şimdi gidip Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin uzatılmış versiyonunu tekrardan izleyeyim. Herkese iyi oyunlar. :)

Grafik:78
Ses:79
Oynanabilirlik:79
Genel Puan:79

Tom Clancy’s Rainbow Six: Vegas

Eray Uygun

Platform:PC Tür:Taktik-FPS Yayıncı:Ubisoft Yapımcı:Ubisoft Montreal Çıkış Tarihi:Aralık 2006

Her yer toz duman içindeydi. Biraz önce yanımda patlayan bombanın uğultusu hala kulaklarımdaydı. Üstüm tozdan benbeyaz olmuş, ne silahım, ne de gözlüğüm vardı. Daha da kötüsünü kendime geldikten sonra anladım. Beni hiçbir görevde yalnız bırakmayan takım arkadaşlarım, adi teroristler tarafından kaçırılmışlardı. Ama kim ile uğraştıklarının farkında bile değillerdi.

Tom Clancy’s Rainbow Six: Vegas, geçtiğimiz günlerde piyasaysa çıktı. Öncelikle Microsoft’un yeni nesil canavarı Xbox 360 da boy gösteren R6: Vegas, fazla zaman kaybetmeden klavye ve farelerimize de kavuştu. Xbox360 versiyonunu görmüş ve bizi harika bir oyunun beklediğinden emindik. Gerek grafikleri, gerekse oynanışa getirdiği devrimsel özellikleri ile hem yeni nesil sıfatını sonuna kadar hak ediyor, hem de serinin en iyi oyunu olduğunu haber veriyordu. Pc lerimizde de aynı oyunu, başka bir konsol faciası olmadan görmek için(Bakınız: Splinter Cell 4) dua ediyorduk. Ve sanırım dualarımız kabul oldu.:)

R6 oyunlarında çok ender gözüken bir olay ile başlıyor oyunumuz; Hikaye. Evet, her ne kadar mantıksız gibi gözükse de, bu güne kadar yapılan, serideki hiçbir oyunda bizi tatmin eden bir hikaye yoktu. Bu ister istemez atmosferi etkilese de, görmezden geldik. Ama Ubisoft eleştirileri duymuş ve dikkate almış olacak ki, oyuncuyu R6 Vegas’ a bağlayacak bir senaryo ile geldi. İncelemenin ilk cümlelerinde gördüğünüz gibi, oyunumuz temelde bir intikam zincirine bağlı. Kontrol ettiğimiz karakterin adı Logan. Her oyunda olduğu gibi tüm silahları ve donanımları sorunsuz ve en iyi şekilde kullanma özelliğine sahip bir lider. Meksika’ da bir operasyon sırasında, yine ilk cümlelerimde bahsettiğim gibi beklenmedik bir olay sonucu takım arkadaşları kaçırılıyor. Her ne kadar intikam ateşi ile yanmakta olan Logan onları kurtarmak istese de, merkezden gelen emir doğrultusunda yeni bir göreve, Vegas’ a gitmek zorunda kalıyor. Ama zaman ve kader, dostları ve düşmanlarını gittiği yeni görevlerde de, Logan ile yüzleştiriyor.

Vegas’taki operasyonlara 2 yeni takım arkadaşı ile başlıyoruz. Bir teknisyen ve bir bomba imha uzmanı(neden tüm zenciler bomba imha uzmanı olur?). Her bölüm kendi içinde 3 veya 4 göreve ayrılmış, hepsini sırayla oynuyoruz. Tüm görevler bittiğinde ise, bizi almaya gelen helikopterimizin yardımı ile diğer bölüme doğru yol alıyoruz. Bu olay, daha doğrusu özellik, Graw’da da karşımıza çıkmıştı. Oyundan kopmadan, hikayeden ayrılmadan karakterlerin göreve nasıl hazırlandıkları, talimatları nasıl aldıkları, verilen ekstra emirler, silah seçimleri vs. her şey gerçek zamanlı olarak bizim kontrolümüzde gerçekleşiyor(Helikopter kullanmak hariç:). Tüm hikaye, ekranımızın sol üst köşesinde belirli zamanlarda gösterilen tv haberleri ve videolar ile destekleniyor. Görev öncesi aldığımız emirler dışında, görev esnasında aldıklarımız da yine aynı yöntem ile, küçük videolar yardımıyla, helikopterdeki güzel bayan dostumuzdan bize iletiliyor.

Bildiğiniz gibi, eğer son çıkan R6 Lockdown’ u saymazsak(Ki sayılacak bir oyun değil), serideki diğer oyunlarda göreve başlamadan önce bizi bir taktik ekranı karşılardı. Bu ekrandan operasyonu nasıl gerçekleştireceğimizi ayarlar, gireceğimizi kapılardan, ateş edilecek köşelere kadar her noktayı ayarlardık. Aksiyon daha az, taktik çok daha fazlaydı. Oyun içinde ise hareketlilikten çok bir sessizlik hakim olur, bir merminin bile ölümcül olabileceği korkusu ile kapıları aralardık. R6 Vegas ise neredeyse tüm bu söylediklerim ile çelişen bir oynanışa sahip. Öncelikle taktik ekranı kaldırılmış. Buna önyargılı yaklaşabilirisiniz, ki bende ilk başta aynı düşünceler içindeydim. Oynanış olarak ise sessizliğin yerini koşuşturmalar, susmayan mermi sesleri, para ve oyun makineleri, bağırışmalar almış. Bu söylediklerimle taktiksel bir Max Payne den bahsediyor gibi gözükebilirim. Ama hayır. Ubisoft Montreal ilk olarak Gears Of War’ da karşımıza çıkan ve oynanışı kökünden etkileyen başarılı özelliği, R6 Vegas’ a aynen eklemiş. Bu özelliğin adı ‘Cover’. Cover almak, genel olarak sırtımızı sağlama almak anlamına geliyor. Çok basit bir kullanım ile, farenin sağ tuşuna basılı tuttuğumuzda karakterimiz otomatik olarak uygun bir yere sırtını dayıyor. Bu durumda iken, yaslandığımız yere de bağlı olarak, sağa sola ve yukarı doğru istediğimiz zaman çıkıp ateş edebiliyoruz ve bu bizim hayatımızı kurtaran en önemli nokta oluyor. Cover yapabileceğimiz yerler oldukça çeşitli. Duvarlar, arabalar, dolaplar, oyun makineleri, direkler, kutular vs. İçinde bulunduğunuz duruma göre istediğiniz yeri hızlı ve sorunsuz bir şekilde seçebiliyorsunuz.. İşin en güzel tarafı ise, bu özelliği aynı şekilde takım arkadaşlarınızın da kullanabilmesi. Yine aynı tuş ile(Fare 2) takım arkadaşlarımıza basit emirler verebiliyoruz. Crossair ın olduğu bölgeye gidip saklanmalarını ya da bir kapıyı açıp, içeri girmelerini emir verebiliyoruz. Ayrıca tek tuş ile ‘takip et, bekle’ gibi basit emirler de var. Takım arkadaşlarımıı kadar olmasalar da, düşmanların yapay zekaları da oldukça iyi sayılabilir. Gerektiğinde cover a geçebilir, beklemediğiniz bir anda bomba atabilir yada etrafınızı dolaşıp arkanızdan çıkabilirler.

Grafik ve ses açısından ise. Unreal 3 kullanan R6 Vegas, eğer gerçekten iyi bir ekran kartınız var ise(iyi değil, gerçekten iyi) mükemmel bir görsel şölen sunuyor. Xbox360 versiyonundan aynı şekilde port edilen oyun, grafiksel olarak zirvelerde geziyor. Tabiî ki bunları görebilmek için en azından 3.0 ghz bir işlemciye ve önerilen 1.5 gb ram e ihtiyacınız olacak. Sesler açısından ise neredeyse kusursuz. Özellikle düşmanların kendi aralarında olan konuşmaları sizi oyuna fazlasıyla bağlıyor. Silah sesleri, müzikler ve seslendirmeler, hepsi harika.

Kusursuz olan bir şey varsa, oda yoktur(öh?). Demek istediğim, çok övdüğüm R6 Vegas’ ın da kendine göre eksileri var. Serinin önceki oyunlarında da olduğu gibi, bez bebek(ragdoll) kullanımı yine kötü. Şekilden şekle giren karakterler atmosferi fazlasıyla düşürebiliyor. Bazı grafiksel hatalar yüzünden beklenmedik bir anda duvarın içinden vurulabiliyorsunuz. Bir diğer sevdiğim bug ise yaklaşık 1 metre yükseklikteki duvara yaslı durumdayken, tam arkamda patlayan bombadan en ufak şekilde etkilenmemem. Bu her ne kadar eksi sayılmasa da, gerçekçilik açısından kötü bir durum. Ayrıca böyle bir oyuna quick save koymayan Ubisoft’ a sevgilerimi gönderiyorum.!

Aslında bahsetmediğim çok şey var, ama fazla da uzatmak istemiyorum. İşin özü eğer Xbox360 sahibi şanslı insanlardan değilseniz ve güvendiğiniz bir bilgisayarınız varsa, bu türü sevin ya da sevmeyin, kesinlikle denemeniz gereken bir oyun olmuş. R6: Vegas bu harika dönüşüyle hem serisinin, hem de bu türün en iyi örneği olmayı başarıyor. Herkese iyi oyunlar.:)

Grafik:90
Ses:95
Oynanabilirlik:92
Genel:93

Marvel: Ultimate Alliance

Emre Acar

Platform:PC Tür:Aksiyon-RPG Yayıncı:Activision Yapımcı:Raven Software Çıkış Tarihi:Kasım 2006

Çocukluğumda tüm yaşıtlarım gibi ben de Marvel’in çizgi romanlarını okuyarak ve çizgi filmlerini izleyerek büyüdüm, o çizgi romanlardaki karakterlere özendim ve onlar gibi olmaya çalıştım. Zaten kim çocukluğunda Spider Man, Fantastic 4 ve The Hulk’ın çizgi filmlerini izleyip de onlara özenmemiştir ki? Büyüdükçe ise Marvel evreninin ne kadar geniş bir evren olduğunu ve benim bu evren hakkında bildiklerimin ise anca koca okyanusta küçük bir damla olduğunu anladım. (Evet, sadece Spider Man, Fantastic 4 ve The Hulk’ı biliyordum.) Tabi zamanla aşağı yukarı tüm Marvel karakterlerini ve hikayelerini öğrendim. Marvel ise gün geçtikçe ününe ün katmaya devam etti ve çizgi romanları teker teker beyaz perdeye uyarlanmaya başladı. Kimi film çok başarılı olurken kimisi ise bekleneni veremedi. Marvel kahramanları artık 2 boyutlu olmaktan kurtulmuş ve beyaz perdeyi keşfetmişlerdi. Tabi bu da yetmedi ve Marvel evrenini kapsayan birçok bilgisayar oyunu yapıldı, ama çoğu oyun sırf reklam amaçlı yapıldığı için başarılı olamadı, ta ki X-Men Legends gelene kadar... 2004 yılında Raven Software PS2 platformu için piyasaya sürdüğü X-Men Legends ile herkesi şaşırttı. Çünkü yıllar boyu FPS oyunları ile tanıdığımız Raven Software karşımıza aksiyon-RPG oyunu ile çıkmıştı, oyun Diablo vari bir oynanışa sahipti ama karakterlerimizin hareketlerini ve dövüşünü biz kontrol ediyorduk. Oyun oldukça tutuldu ve geçtimiz sene ise devam oyunu X-Men Legends: Rise of Apocalpyse piyasaya sürüldü, bu oyunun da ilk oyundan aşağı kalır yanı yoktu ve sevilip oynandı. Bu iki oyun ile tüm Marvel ve X-Men hayranları mest olmuştu. Bunun ardından geçen sene Raven Software, tüm Marvel evrenini kapsayacak bir oyun üzerinde çalıştıklarını açıkladılar, evet karşınızda Marvel: Ultimate Alliance.

Whose Side Are You On?

Oyunu anlatmaya geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum, oyun henüz piyasaya sürülmemişken oyundan oldukça kuşkuluydum, çünkü yayınlanan videoların X-Men Legends oyunundan hiçbir farkı yoktu, sadece yeni karakterler eklenmiş ve oynanış aynı gibime geliyordu, neyse ki Raven Software beni yanılttı ve oyunu oldukça beğendim. Oyun, Dr. Doom’un S.H.I.E.L.D.’ın uçak gemisine saldırmasıyla başlıyor ve S.H.I.E.L.D.’in yöneticisi Nick Furry bu saldırıya karşılık vermek için en yakındaki süper kahramanları çağırıyor, ama neden Dr. Doom’un böyle bir işe kalkıştığını ve süper kahramanlara saldırdığını anlayamıyoruz, tek yapmamız gereken helikopteri kurtarmak ve soruların cevaplarını sonraya bırakmak. Oyunda ilerledikçe anlıyoruz ki Dr. Doom, Mandarin, Mephisto, Loki, Galactus’un da aralarında yer aldığı tüm kötüleri bir araya toplayarak Masters of Evil adında bir grup kurmuş ve amacı tüm gücünü toplayarak dünyayı ele geçirmek. Oyun boyunca Atlantis, Mandarin’in Sarayı, Dr. Doom’un Latverian şatosu gibi Marvel evrenin birçok yerinde savaşıp Dr. Doom’un kötü emellerine ulaşmasını engellemeye çalışıyoruz.

Oyuna Spider Man, Thor, Wolverine ve Captain America dörtlüsü ile başlıyoruz, bölümlerde ilerledikçe ise kendi kahramanlarımızı seçebilme imkanı bize sunuluyor. İlk başta açık olan 18 kahramandan seçimimizi yapabiliyoruz. Bu kahramanlar arasında Iron Man, Fantastic 4 ve X-Men karakterleri gibi tanıdık isimlerin yanı sıra daha çok çizgi romanlarda adı geçen Spider Woman, Luke Cage ve Deadpool gibi kahramanlar da yer alıyor. Oyun boyunca ilerledikçe ise Daredevil, Dr. Strange, Ghost Rider ve Silver Surfer gibi kahramanlar açılıyor. Kahramanların oyun içindeki konuşmaları kişiliklerini yansıtıyor, Spider Man herşey ile dalga geçerken, Wolverine genellikle kızgın bir halde polemiklere giriyor. Ama şunu belirtmemde fayda var, oyundaki kahramanlar dengeli olarak hazırlanmamışlar, Wolverine çok güçlü iken Spider Woman onun yanında çok güçsüz kalabiliyor. (Aslında bir bakıma da gerçekçi) Bu da en güçlü kahramanlara saplanıp oynamanıza yol açıyor, kendi adıma konuşayım oyunu Wolverine, Spider Man, Storm ve Human Torch dörtlüsü ile bitirdim. Şunu söyleyebilirim ki bu dörtlü oyunun en güçlü dörtlüsü, tabi herkesin oynayışı farklıdır ama genel anlamda bu karakterler oldukça güçlü yapılmışlar.

Kahramanlarım Buraya Gelin Bakayım

Oyun, oynanış açısından Diablo, Sacred ve X-Men Legends oyunlarına oldukça benziyor, eğer bu oyunlar gibi Hack & Slash türünde oyunları oynadıysanız oyuna rahatça alışabilirsiniz, oymadıysanız bile oyuna alışmanız öyle pek uzun sürmüyor. Oyun boyunca 4 kahramandan oluşan bir takımı yönetiyoruz. W, A, S, D tuşları ile karakterimizi yönetirken, numerik tuşlar ile karşımıza sürüyle gelen düşmanları alt etmeye çalışıyoruz, yön tuşları ile de takımımızdaki 4 karakterden birini seçebiliyoruz. Oyun klavye ile gayet rahat oynansa da bu oyunu Gamepad kullanarak daha kolay oynayabilirsiniz, çünkü zaman zaman tuşlara basmaktan parmaklarınıza ağrılar girebiliyor. Unutmadan şunu da ekleyim, C tuşuna basarak takımınıza yapmaları gerekenleri söyleyebilirsiniz.

Karşımızdaki düşmanları bir çok kombo yaparak ve kahramanlarımızın özel güçlerini kullanarak öldürebiliyoruz ve bu sayede yetenek puanları topluyoruz. Özel güçlerin kullanımı X-Men Legends 2’ye göre hayli yol kat etmiş gözüküyor, eğer X-Men Legends 2 oynadıysanız hatırlayacağınız üzere özel güç tuşuna bastığınız zaman hareketin gerçekleşmesini beklerdiniz, bu oyunda ise özel gücünüzü istediğiniz gibi yönetebiliyorsunuz. Örnek vermek gerekirse, özel güç tuşuna ne kadar basılı tutarsanız o kadar güçlü bir vuruş gerçekleştiriyorsunuz. Oyunun sonuna kadar binlerce düşman öldürüyorsunuz ama bu insanı hiç sıkmıyor, dövüşler çok zevkli olarak hazırlanmış. Zaman zaman düşmanlarımızdan ve etrafta kırdığımız eşyalardan (Evet, oyundaki birçok eşya kırılabiliyor, sık sık bu eşyaları kırmaya özen gösterin oldukça iyi malzemeler çıkabiliyor.) birçok malzeme ve en önemlisi para çıkabiliyor. Bu malzemeleri karakter ekranına girip karakterimize giydirebiliyoruz. Aynı ekrandan, yetenek puanlarımız arttıkça ve seviye atladıkça kahramanlarımızın özelliklerini arttırabiliyoruz. Tabi eğer aksiyon içinde bununla uğraşamam diyorsanız oyunun bunu otomatik olarak yapmasını sağlayabilirsiniz, ama bunu pek tavsiye etmiyorum. Sonuçta bu bir aksiyon-RPG oyunu ve karakterlerinizle sizin ilgilenmeniz yararınıza olacaktır. Aynı zamanda kahramanınızın bir özelliğini arttırdığınız zaman geri dönüş yapamıyorsunuz puanlarınızı kullanırken dikkatli davranmaya çalışın. Tüm bunların yanında, karakter geliştirme ekranı daha kapsamlı yapılabilirdi gibime geliyor, herhalde oyunun aksiyon özellikleri çok bastığı için pek detaya girmemişler.

Sadece X-Men Yerine Tüm Marvel Kahramanları

Her kahramanın kendine özel 8 veya daha fazla sayıda güçleri bulunmakta, Spider Man ağ atabiliyor ve düşmanlarını ağ ile sarabiliyor, Ice Man buz atarak düşmanlarını dondurabiliyor, Human Torch ile düşmanlarınızı yakabiliyorsunuz, seviye atladıkça bu özel güçleri de güçlendirebiliyorsunuz. Bu özelliklerinden dolayı oyundaki karakterlerin farklılıkları oldukça hissediliyor, oyunu bitirseniz bile daha yüksek zorluk seviyelerinde farklı karakterlerle oynamak istiyorsunuz. Ayrıca oyunun içine birçok ekstra materyal yerleştirilmiş, kahramanların heykelciklerini ve çizgi romanlarını bularak oyundaki birçok yapım aşaması görüntüsü, çizgi roman kapakları, video, vb... şeyleri açabiliyoruz. Bir de oyuna her kahraman için bir disk eklenmiş, eğer bunları bulabilirseniz, kahramanların ekstra görevleri açılıyor ve bu görevleri yapabiliyorsunuz. Hatta oyundaki ana merkezlerinizde bir nevi quiz oyunu bile var, size Marvel evreninden sorular soruluyor ve siz soruları bildikçe yetenek puanları kazanıyorsunuz.

Oyunu kayıt etmek veya takımınızı değiştirebilmeniz için S.H.I.E.L.D. logosu olan yerlere gelmeniz gerekiyor. Her kahramanın 3 adet kendine özel giysisi bulunmakta, ilk başta açık olmayan bu giysiler hangi karakterle oynarsanız onun için teker teker açılmaya başlıyor. Karakter ekranından değiştirebileceğiniz bu kostümler gerçekten de çok güzel yapılmışlar, Spider Man’ın kostümlerine bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim. (Spider Man hayranı gibi mi gözüküyorum?) Ayrıca kostümler sadece göstermelik olarak da yapılmamışlar, etraftan topladığınız paralarla kostümlerin özelliklerini arttırıp geliştirebiliyorsunuz. Kimi kostüm vuruş gücünüzü ve savunmanızı arttırırken kimi kostüm ise sağlığınızı arttırabiliyor. Siz, oynayış taktiğinize göre istediğiniz kostümü giyip onu geliştirebiliyorsunuz. Oyunda kendi süper takımınızı da yaratabiliyorsunuz, takımınızın logosunu ve ikonunu seçtikten sonra 4 kahramınınızı seçiyorsunuz ve bunu yaptıktan sonra oyunu en az takımdaki 3 karakterle oynamanız gerekiyor. Bu sayede takım yetenek puanları kazanıyorsunuz ve yetenekler eşit olarak dağıtılıyor. Hayli güzel bir özellik olsa da bu kadar çok karakterin olduğu bir oyunu aynı 3 kişiye takılarak oynamak pek iyi olmuyor. Ayrıca aklınıza şöyle bir soru gelebilir, oyunun başından beri hiç oynamadığımız kahramanlar ne oluyor? O kahramanlarla oynamasanız bile onların da seviyesi sizin oynadığınız kahramanınızın seviyesinden bir düşük olarak artıyor. Bu da ileride onları oynanabilir kılıyor, güzel olarak düşünülmüş bir özellik.

Bir Oyunda da Bölüm Sonu Yaratıkları Olmasa?

Takımımızın yapay zekası X-Men Legends 2 oyununa göre iyi olsa da zaman zaman saçmalıklar olabiliyor, siz düşmanlarla boğuşurken onlar başka yerlerde başka işlerle uğraşabiliyorlar. Düşmanlarınızın yapay zekası da oyuncuya odaklı olarak hazırlanmış, takım arkadaşlarınız yerine genelde size saldırmayı seçiyorlar ve sizin boş anınızı kolluyorlar, yani düşmanların yapay zekası genel olarak iyi hazırlanmış denilebilir. X-Men Legends 2’de bulunan sağlık ve güç şişeleri ise bu oyunda kaldırılmış, iyi de olmuş. X-Men Legends 2’de yan kahramanlarımız bunları su sanıp içiyorlardı ve sonunda bize birşey kalmıyordu. Bu oyunda ise Devil May Cry veya Onimusha gibi oyunlardan tanıyacağımız bir özellik eklenmiş. Artık düşmanlarımızı öldürdükçe onlardan sağlık veya güç küreleri düşüyor. Bu küreler otomatik olarak kahramanımız tarafından emiliyor, eğer kahramanımızın gücü ve sağlığı dolu ise takım arkadaşlarımız arasında paylaşılıyor.

Devil May Cry ve Onimusha dedik, şimdi de God of War’a geçelim. Evet, oyundaki birçok bölüm sonu yaratığını aynı God of War oyununda olduğu gibi doğru tuşa doğru zamanda basarak öldürüyoruz. Bu tür ayrıntılar eklenmesi durmadan kombolar yapıp adam öldürdüğümüz bir oyunda gerçekten de iyi geliyor, insan biraz nefes alıyor.(Ne çok mu zor bunlar?) Ayrıca oyundaki bomba durdurma görevleri de bu şekilde yapılmış. Zaten oldum olası bu doğru zamanda doğru tuşa basma küçük oyunlarını sevmişimdir. Oyuna bazı bulmacalar da eklenmiş ama bunlar iyi olmaktan oldukça uzaklar. Bir kolonu ileri veya geri çekmekten, bazı reaktörleri patlatmaktan ileri gidemiyorlar. Yani madem böyle sıradan bulmacalar yapacaktınız bari hiç yapmasaydınız da aksiyonu bölmeseydiniz.

Bu Oyun Co-Op Oynanır

Oyun internet üzerinden veya tek bilgisayar üzerinden Gamepad ile kapsamlı bir Co-Op özelliğine sahip, en fazla 4 kişiye destek veren Co-Op modu sayesinde oyunun ana senaryosunu arkadaşlarınızla birlikte oynayarak bitirebiliyorsunuz. Tüm takımdaki karakterlerin insanlar tarafından yönetilmesi oyunun zevkini oldukça arttırıyor. Ama herkes kendi geliştirdiği karakterini online oyuna sokamıyor, sadece oyunu kuran kişinin kahramanları ile oynayabiliyorsunuz. Ayrıca Co-Op oyunu kayıt edip sonradan kendi başınıza da devam edebiliyorsunuz. Eğer oyuna sahipseniz bir kere olsun online olarak oynamanızı şiddetle tavsiye ediyorum, oldukça zevk alacaksınız.

Teknik Problemler İçin Mr. Fantastic’i Arıyoruz

Grafik açısından oyunu inceleyecek olursak, oyunun grafiklerinin oldukça iyi olduğunu görüyoruz. Oyunda kullanılan efektler, özellikle özel güçlerin efektleri ve karakterlerin modellemeleri oldukça iyi hazırlanmış, hatta X-Men Legends’de karakterlerde bulunan çizgi filmsi yapı yerini gerçekçi hazırlanmış karakterlere bırakmış ama hikayede yeri olmayan ve çevrede gezinen bazı NPC’lerin modellemeleri çok baştan savma yapılmış, bu da gözünüzü tırmalıyor. Buna, bana göre daha fazla özen gösterilmeliydi. Ayrıca çevre birimlerin ve bazı duvarların yıkılabilir olması oyunun atmosferine katkı sağlıyor. Oyunun sistem ihtiyaçları da öyle yüksek değil, Intel P4 2.0 Ghz, ATI Radeon 9600, 512 MB DDR Ram’lik bir bilgisayar ile oyunu rahatça oynayabilirsiniz, ta ki ayarlardan Advanced Lighting özelliğini açana kadar... Ben, Intel P4 2.8 Ghz, Nvidia 7800 GS, 1 GB DDR Ram’e sahip kendi bilgisayarımda bile bu özelliği açarak oyundan oynanabilecek derecede bir performans alamadım. Bu özelliği açınca ise oyun tamamen değişiyor sanki kendizi başka bir oyun oynarken buluyorsunuz. Oyunu bu derecede değiştiren bu özelliğin bana göre daha iyi bir şekilde oyuna eklenmesi ve optimizasyonunun yapılması gerekirdi. Çünkü oyunu o grafiklerle görünce bir daha eski hali ile oynayasınız gelmiyor.

Sesler ve müziklere gelecek olursak, oyunda kullanılan ses efektlerini beğendiğimi söyleyebilirim, herşeyi ile ortalamanın üzerindeler ve yerli yerinde kullanılmışlar, düşmanlarınızı dövdüğünüzü hissedebiliyorsunuz, ayrıca kahramanların özel güçlerinin ses efektlerinin çoğu çizgi filmlerden alınmışlar ve oldukça kaliteliler. Ama seslendirmelere gereken özen gösterilmemiş, bazı karakterlerin sesleri güzel olsa da birçok karakter ruhsuzca seslendirilmiş, bu oyundan daha iyi seslendirmeler beklerdim. Müzikler ise genel olarak pek iyi değiller, her mekan için ayrı bir müzik hazırlanmış olsa da zaman zaman kendilerini tekrar ediyorlar ve insanı sıkıyorlar. Bu kadar aksiyon dolu bir oyuna bu kadar ağır müzikler koymaları da bana göre ayrı bir merak konusu. Dediğim gibi bir süre sonra oyunun müziklerini tamamen kapatasınız geliyor.

Dr. Doom, Latveria’ya Geri Dön

Oyun hakkında son sözlerime gelecek olursam diyebilirim ki, Raven Software gerçekten de iyi bir iş çıkartmış, oynayış tarzınıza göre değişen 20 veya 25 saat boyunca (Yan görevler ile bu zaman uzayabiliyor) oyunun eğlencesi hiç ama hiç düşmüyor, karşınızdaki düşmanları yok edip ve kahramanlarınızı geliştirip hikayenin sonunu öğrenene kadar oyunun başından kalkamıyorsunuz. Oyunun bölüm dizaynları ve karakter geliştirme sistemi daha iyi hazırlansaydı rahatlıkla bu oyun klasik olabilirdi, ama bu haliyle bile oyun oldukça eğlenceli. Marvel: Ultimate Alliance’ı herkese rahatlıkla önerebilirim, zaten Marvel hayranları şu ana kadar oyunu alıp bitirmişlerdir bile, ayrıca oyunu almayanlar için bir daha bu kadar Marvel kahramanın bulunduğu ve dop dolu içeriğe sahip bir oyun piyasaya kolay kolay gelmez, kaçırmayın bence. Şunu da belirteyim yazımı sonlandırmadan, eğer elinizde Xbox 360 veya PS3 platformlarından biri varsa oyunun bu platformlar için olan versiyonunu almanız yararınıza olacaktır. Yazının sonuna geldiğimize göre artık ben oyuna geri dönebilirim, Spider Man 3 gösterime girene kadar bu oyun bana fazlasıyla yetecektir. Herkese iyi oyunlar. :)

Grafik:85
Ses:82
Oynanabilirlik:87
Genel:85

Star Wars: Empire At War - Forces Of Corruption

Emre Acar

Platform:PC Tür:RTS Yayıncı:Lucas Arts Yapımcı:Petroglyph Çıkış Tarihi:Ekim 2006

Star Wars, hangi biriniz bu ismi duyunca heyecanlanmaz ki? George Lucas’ın üstün zekasıyla yarattığı mükemmel ve kusursuz 6 bölümden oluşan bu seri bildiğiniz gibi 2005 yılındaki Revenge Of The Sith filmi ile sona ermişti. Buna birçok Star Wars hayranı kişi gibi ben de çok üzülmüştüm, Star Wars artık bitmişti. Neyse ki Lucas Arts bir biri ardına yeni Star Wars oyunlarını piyasaya sürmeye devam ediyor, en azından Star Wars’a olan açlığımızı bu şekilde gideriyoruz. Bugüne kadar birçok türde birçok Star Wars oyunu oynadık, ama RTS türünde hiçbir zaman tam anlamıyla herşeyi düzgün ve oturmuş bir oyun oynayamadık. İlk Star Wars RTS oyunu 1998 yılında piyasaya sürülen Rebellion’du. Oyun oldukça kötüydü ve hata doluydu, sanki tam olarak bitirilmeden piyasaya sürülmüş izlenimini veriyordu, zaten çok geçmeden adı unutulup tarihe karıştı. Lucas Arts bu oyundan sonra pes etmedi ve 2000 yılında Force Commander’ı piyasaya sürdü. Bu oyun da yine bekleneni verememiş ve Star Wars hayranları tarafından bile oynanmamıştı, Lucas Arts elinde oldukça iyi bir malzeme olmasına rağmen durmadan RTS oyunlarında çuvallıyordu, bunun üzerine firma 2001 yılında Age Of Empires 2’de de kullanılan Genie motoru ile hazırlanmış Galactic Battlegrounds’u piyasaya sürdü. Lucas Arts bu sefer başarmıştı, oyun oldukça beğenildi ve Star Wars hayranları tarafından uzunca bir süre oynandı. 2002 yılında ikinci film Attack of the Clones’un gösterime girmesi ile oyuna Clone Campaigns adlı bir genişleme paketi çıkarıldı, bu paket oyuna klon ordusunu ekliyordu. 2006 yılında ise eski bir kısım Westwood çalışanlarının kurduğu Petroglyph firması tarafından yapılan Empire at War piyasaya sürüldü, bu oyun herşeyiyle oldukça iyi bir oyundu, orjinal seriyi (Galaktik Savaşı) konu alıyordu. Star Wars hayranlarını aradıklarını bu oyunda buldular. Oyun bu kadar tutulunca da Lucas Arts bu oyuna Forces of Corruption ismindeki görev paketini çıkardı. Bu kadar tarih dersinden sonra sanırım artık incelemeye geçmek yerinde olacaktır.

Everyone Has A Price

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, Forces of Corruption asıl oyun olan Empire At War’dan daha rafine ve iyi bir oyun olmuş. Oyunun konusuna gelecek olursak, Asiler Death Star’ı yok etmişlerdir ve imparatorluk büyük bir yara almıştır. Galaksi ise kargaşa içerisindedir. Bu kargaşa Jabba’nın Kensel madenlerinde tutulan Tyber Zann için bulunmaz bir fırsattır. Tyber Zann Kessel madenlerinden kaçar ve kendi imparatorluğu olan Konsorsiyum’u kurar. Tyber Zann’ın tek amacı para kazanmak ve Jabba’yı da geçip galaksinin tek suç lideri olmaktır. Genişleme paketi boyunca bu amaç için çabalayıp duruyoruz, tabi Jabba’yı yenince de hızımızı alamayıp daha büyük görevlere de atılıyoruz. Star Wars evreninde Asiler özgürlük için savaşıyorlar, İmpatorluk güç için savaşıyor, Konsorsiyum’un tek amacı ise para kazanmak ve adınının tüm galaksi tarafından duyulmasını sağlamak. Durum böyle olunca orjinal oyunda Asiler ve İmparatorlukta yaptığımız gibi gezegenleri tamamen kontrol etmemize gerek kalmıyor. Konsorsiyum ile gezegenleri kontrol altına almadan yozlaştırarak ve onlardan rüşvet alarak belirli bir gelir elde edebiliyoruz. Sadece gelir elde etmekle kalmayıp o gezegeni yozlaştırarak gezegende bulunan teknolojilere de sahip olabiliyoruz. Durum böyle olunca da oyundaki görevler oldukça çeşitli oluyor.

The Rise Of Tyber Zann

Empire at War’ın görevleri çoğunlukla tek düze oluyordu. Şu gezegeni ele geçir, şu gemiyi yok et gibi görevlerden çok da bir fazlası yoktu oyunda, bu da haliyle belirli bir zamandan sonra insana hep aynı şeyleri yapıyormuş izlenimini uyandırıyor ve insanı sıkıyordu. Forces of Corruption ile birlikte gelen yozlaştırma özelliği ile görevler oldukça çeşitleniyor. Artık görevler arasında önemli bir kişiyi kaçırma ve fidye alma veya uzayda korsanlık yapma gibi görevler eklenmiş. Bu görevlerin hepsi birbirinden farklı ve oldukça güzel hazırlanmışlar, oynarken çok eğlendim. Ayrıca bir gezegeni yozlaştırdıktan sonra o gezegen üzerinden gemilerinizi savaşa girmeden geçirebiliyorsunuz, bu da galakside özgürce dolaşabilmenize olanak sağlıyor. Aynı zamanda gezegen yozlaşınca sabotaj yapabiliyorsunuz, mesela eğer gezegene saldıracaksanız, ilk önce savunma binalarını sabote edebilir ve gezegene öyle saldırabilirsiniz, bu işinizi hayli kolaylaştıracaktır. Senaryonun işleyişi daha önce de belirttiğim gibi ilk oyuna göre oldukça iyi hazırlanmış. Bir görevde İmparator’un kayıp hazinelerini bulmaya çalışıyoruz, bir görevde Death Star’ın planlarının yer aldığı diskleri toplamaya çalışıyoruz, hatta bir görevde Klon Savaşları’ndan kalan droid üretme merkezini ele geçiriyoruz, bu gibi görevler oyuna olan ilginizi daha da arttırıyor.

Eski Dostlara Merhaba Diyelim

Senaryo boyunca ödül avcısı IG-88, Prens Xior ve Amiral Thrawn gibi daha önceki Star Wars oyunlarından ve kitaplarından tanıdığımız karakterlerle de karşılaşıyoruz. Tabi bu oyunla birlikte tanıdığımız Silri ve Tyber Zann’ın sağ kolu Urai Fenn gibi yeni karakterler de var. Başta Tyber Zann olmak üzere hepsi de Star Wars evreni içerisine oldukça iyi bir şekilde yedirilmişler ve hepsinin de ayrı bir hayat hikayesi var. Benim Star Wars’da en çok sevdiğim özelliklerin başında da bu gelir. İster yeni yaratılan bir karakter olsun, ister eski bir karakter olsun evrenin içerisine öyle yedirilir ki sanki insana önceden beri tanıyormuşsunuz izlenimini yaratır. Neyse oyuna dönecek olursak, birbirinden güzel görevler içeren bu oyunun bana göre en büyük eksisi senaryonun oynanış süresi oldu. Tabiri yerindeyse oyuna başladığım gün oyunu bitirmem bir oldu. Senaryo yaklaşık 10 saat gibi kısa bir süre içerisinde bitiyor ve tadı damağınızda kalıyor. Ayrıca hikayenin sonu öyle açık noktalar bırakarak bitiyor ki ikinci bir genişleme paketinin yolda olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. Tabi buna diyecek birşey yok tüm Star Wars hayranları gibi ikinci bir genişleme çıksa da zaten alacağız ama yine de oyun biraz daha uzun olsaydı demeden edemiyor insan.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Konsorsiyum oyundaki en güçlü ırk olmuş. Birimleri arasında The Phantom Menace filmde gördüğümüz Droideka’lar (oyunda en sevdiğim birim oldu, hem çok güçlüler hem de oldukça hızlılar) , Return of the Jedi ve Jedi Knights serisinden tanıyacağınız Rancor’lar ve uzaktan bomba atan Ewok Handler’lar var. Uzay birimlerine geçecek olursam, Konsorsiyum burada da oldukça güçlü birliklere sahip, hatta sıkı durun, birimler arasında 11 tane Star Destroyer büyüklüğünde filmlerden görüp hayran kaldığınız Super Star Destroyer da bulunuyor. Bu gemiyi eğer yapabilirseniz kazanmamanız için hiçbir neden kalmıyor, şunu rahatlıkla söylebilirim ki bu gemi oyun ekranının yarısını kaplıyor. Skirmish modunda eğer Konsorsiyum’a karşı oynuyorsanız vay halinize, gerçekten de insanı oldukça zorluyorlar.

Genişleme paketi ile eski ırklara da birçok yeni birim ve özellik eklenmiş. Örnek vermek gerekirse, artık tüm ırklar yörüngesel bombalama yapabiliyorlar, bu bombalama bana C&C oyunlarındaki süper silahları hatırlattı. Asiler’de ise B-Wing, Luke Skywalker ve Yoda gibi yeni birimler bulunuyor. Evet, Yoda da bulunuyor oyunda, savaşmasını ise çok güzel bir şekilde yapmışlar. İmparatorluğa ise TIE Interceptor’lar ve Dark Trooper’lar ekleniyor. Ayrıca yer savaşlarında sığınak yapıp içine askerlerimizi yerleştirebiliyoruz. Oyuna yapabileceğimiz özel taşıma araçları da eklenmiş, bu araçları istersek yürüyen sığınaklar, istersek de yürüyen bir savunma aracı haline getirebiliyoruz. En çok hoşuma giden özellik ise kahramanlarımızın özel güçleri artık otomatiğe alınabiliyor, böylece savaşırken bir de onların özel güçleri ile uğraşmak zorunda kalmıyoruz. Irklar arası denge ise pakette oldukça iyi sağlanmış (Tabi ben yine de oyunun 1.1 yamasını kurmanızı şiddetle tavsiye ediyorum), bu da yer savaşlarını oldukça eğlenceli bir hale getiriyor. İlk oyunda bir AT-ST sıradan piyadeleri dört veya beş vuruştan sonra anca öldürürdü, şimdi ise bir, bilemediniz iki vuruştan sonra öldürüyor. Ayrıca yer haritalarının daha özenli ve dolu bir şekilde hazırlanması da oyunun artılarından. Uzay savaşları ise aşağı yukarı ilk oyunla aynı, zaten ilk oyunun uzay savaşları oldukça iyi ve eğlenceli, eklenen birimlerle daha da çeşitlilik sağlanmış. Tüm bunları Galaktik Senaryo’da görebiliyorsunuz. Oyunun 3 ırkından birisini seçip teker teker gezegenleri ele geçirmeye başlıyorsunuz, oyunda 3 ırkın olması da Galaktik Senaryo’yu oldukça çekici bir hale getiriyor. Galaktik Senaryo ilk oyunun ana senaryosunu oynamaktan çok daha eğlenceli olmuş.

Echo 5 We’re Having Technical Difficulties

Geldik oyunun teknik detaylarına, öncelikle grafiklerden bahsetmek istiyorum, oyunun grafikleri aşağı yukarı ilk oyunla aynı gözüküyor. Tabi oyuna yeni birkaç efekt eklenmiş. Zaten bir RTS oyunu için Forces of Corruption gayet yeterli seviyede grafiklere sahip. Ama burada söyleyeceğim birkaç söz var, ilk oyunu en yüksek detaylarda oldukça hızlı çalıştıran Intel P4 2.0 Ghz, Nvidia GeForce 6600, 512 MB DDR Ram’lik bir makina, bu oyunda büyük savaşlarda zaman zaman oldukça yavaşlıyor. Bunda tabi savaşların ilk oyuna göre daha büyük olması ve birimlerin çok olmasının etkisi büyük ama gene de bu kadar yavaşlama olmaması gerekirdi. Bu, oyunun en büyük eksilerinden birisi bana göre, inşallah yapımcı firma bu sorunun ileride çıkaracağı yamalarla üstesinden gelir. Sesler ve müziklere gelecek olursak orada yine John Williams ve Lucas Arts’ın kalitesi kendisini gösteriyor, tam anlamıyla dört dörtlük ve mükemmel bir şekilde hazırlanmışlar, zaten daha önce herhangi bir Star Wars oyunun seslerinin ve müziklerinin kötü olduğuna rastlamadım.

May The Force Serve You Well

Oyun hakkında son sözlerime gelecek olursam diyebilirim ki, Petorglyph gerçekten de iyi bir iş çıkartmış, ilk oyuna yeni eklemeler ve oyundaki bazı hataların düzeltilmesi gerçekten de insanı oldukça mutlu ediyor. Senaryonun akıcılığı ve sıradan olmayan görev yapısı ise oyunun diğer artılarından, ama dediğim gibi senaryonun 10 saat gibi kısa bir sürede bitmesi oldukça kötü olmuş. Şunu da belirteyim ana senaryoyu bitirince Galaktik Senaryo’ya girip üç ırktan birisini seçip tüm Galaksi’yi ele geçirmeye çalışabilirsiniz, bu oyunun ömrünü uzatan en büyük etmenlerden birisi. Forces of Corruption oyuna oynanabilir 28 yeni ünite ve 13 tane de gezegen ekliyor. Ayrıca her yönüyle ilk oyundan iyi bir oyun olmuş, gerek hataların düzeltilmesi gerek de oyuna yeni eklenen özelliklerden dolayı. Bu oyunu tüm Star Wars hayranlarına ve Empire at War’ı sevenlere (Oyunu oynayabilmeniz için Empire at War’a ihtiyacınız var.) rahatlıkla önerebilirim. Bu oyunu alın oynayın ve Star Wars: Knights of the Old Republic III’ün çıkması için dua edin. Herkese iyi oyunlar. :)

Grafik:80
Ses:84
Oynanabilirlik:82
Genel:82

Warhammer 40.000: Dawn of War - Dark Crusade

Emre Acar

Platform:PC Tür:RTS Yayıncı:THQ Yapımcı:Relic Entertainment Çıkış Tarihi:Kasım 2006

Relic Entertainment bu sene çıkarttığı oyunlarla oyun dünyasını tamamen yerinden oynattı. Öncelikle Company of Heroes ile RTS oyunlarının nasıl olmasını gerektiğini gösterip, çıtayı yükselttiler, şimdi ise Warhammer 40,000 Dawn of War: Dark Crusade (Oyunun ismi çok uzun olduğu için artık Dark Crusade diyeceğim kısaca) ile genişleme paketlerinin nasıl olması gerektiğinin cevaplarını veriyorlar. Dawn Of War 2003 yılında çıkmış ve birçok oyun dergisine göre yılın RTS oyunu seçilmişti, zaten Dawn Of War ile ilk defa bir RTS oyununda birimlerin gerçekten de birbirleri ile savaştıklarını görmüştük. (Eğer düşmanlar birbirine uzak ise silahlarla savaşıyorlardı, yakına gelince ise testereler ve kılıçlar meydana çıkıyordu). Geçtiğimiz yıl ise Relic oyunun ilk genişleme paketi olan Winter Assault’u çıkarmıştı, bu genişleme paketi de oldukça ilgi gördü ve oynandı. Bu yıl ise bizi Warhammer 40,000 Dawn of War için çıkartılan ikinci genişleme paketi Dark Crusade karşılıyor. İsterseniz oyunu anlatmaya başlamadan önce Warhammer 40,000 evreni hakkında biraz bilgi vereyim; Warhammer evreni sürekli olarak savaşların devam ettiği bir evrendir, birbirine dost olan hiçbir ırk yoktur. Tüm ırklar daha güçlü olabilmek ve yaşamak için birbirleri ile savaşırlar. Hangi ırk zayıf durumdaysa ona savaş açılır ve onları yok etmek için herkes var gücüyle savaşır. Anlattıklarım sadece evreni az çok kafanızda canlandırabilmeniz içindi yoksa Warhammer evrenini anlatmaya sayfalar yetmez.

Knowledge Is Power, Guard It Well

Dark Crusade, oyuna Necrons ve Tau Empire olmak üzere iki yeni ırk ve eski ırklara da birkaç yeni ünite ekliyor. Bu ırkların özelliklerini birazdan açıklayacağım. Bu iki ırkla birlikte Dawn of War’daki ırk sayısı yediye yükselmiş oluyor. Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var, Dark Crusade’i oynayabilmeniz için Dawn of War’a gerek yok. Bu yedi ırkı oyunda kullanabiliyoruz, yalnız oyunu internetten bu yedi ırkla oynayabilmeniz için Dawn of War ve Winter Assault’un seri numaralarını girmeniz şart, aksi takdirde sadece Tau Empire ve Necrons ile oynayabilirsiniz. Yani anlayacağınız Dark Crusade’e genişleme paketi demek biraz az kalıyor, sanki başlı başına bir oyun olmuş. Piyasada oyuna iki yeni harita ve birkaç özellik ekleyen genişleme paketlerini gördükten sonra Dark Crusade ilaç gibi geldi diyebilirim rahatlıkla. Neyse lafı fazla uzatmadan bu eklenen iki ırkın özelliklerine kısaca bakalım isterseniz:

Tau Empire: Bu ırk Warhammer evreninde en gelişmiş teknolojiye sahip olup Eldar ile Space Marines’in bir karışımı gibiler, özellikle uzak savaş silahları konusunda uzmanlar, uzun menzilli silahları ve Fire Warrior birimlerinin kalkan oluşturma kabiliyeti sayesinde genelde uzak savaşlardan fazla hasar almadan kurtulabiliyorlar, ayrıca bu ırk birçok silahını geliştirilebiliyor ki böylece zaten güçlü olan silahları daha da güçleniyor. Yakın savaşlarda da Kroot birlikleri yardımlarına koşuyorlar. Araçları da hayli güçlü, birkaç araç çıkarıp karşınızdakini yok edebilirsiniz. Ayrıca Tau Empire görünmez birimlere de sahip bu birimlerle ani saldırılar düzenleyip kaçabiliyorlar, Space Marines ırkını sevenler bu ırkı da seveceklerdir.

Necrons: Bu ırka yarı insan yarı robot diyebiliriz, tüm ırklardan farklı olarak Necron’lar Requisition kaynağına ihtiyaç duymuyorlar, hiçbir stratejik noktaya sahip değilseniz bile rahatlıkla birim üretebiliyorsunuz. Sadece ne kadar çok stratejik noktaya sahipseniz birim ve geliştirmeleriniz o kadar hızlı yapılıyor. Necron’ların en çok ihtiyaç duyduğu kaynak ise elektrik, o kadar çok elektrik istiyor ki birimleri birçok Power Plant yapmanız gerekiyor. Ayrıca Necron’ların kalesi (Monolith) çok yavaş bir şekilde gelişiyor ve tüm gelişimleri yaptığınızda yerden havalanıp çok güçlü ama yavaş bir birim haline gelebiliyor. Kısacası Necron’lar yavaş, acımasız ve yok edilmeleri çok güç bir ırk. Araçları diğer ırklar gibi pek iyi olmasa da piyade birlikleri çok güçlü ve çok işe yarıyorlar.

Serve The Emperor Today, Tomorrow You May Be Dead

Oyunun hikayesi Kronus adlı gizemli bir gezegende geçiyor. Bu yedi ırk aynı zamanda bu gezegene üstlerini kurup gezegeni ele geçirmeye çalışıyorlar ve birbirleri aralarında savaşmaya başlıyorlar. Hiçbir ırkın gezegeni paylaşmaya niyeti yok, hatta birbirine dost olan Space Marine ve Imperial Guard bile bu gezegen için birbirlerini yok etmeye çalışıyorlar. Siz oyuna bu yedi ırktan birini seçerek başlıyorsunuz, her ırk kendi komutanı ile temsil ediliyor, ırkınızı seçtikten sonra Kronus gezegenin Risk oyunu tarzı haritası sizi bekliyor. Bu haritadaki hareketleriniz sıra tabanlı oluyor. Oyuna tek bir bölge ve komutanınız ile başlıyorsunuz, her bir sırada isterseniz düşmana saldırıyorsunuz, isterseniz daha önce ele geçirdiğiniz haritalara gidebiliyorsuz veya bir bölgedeki asker sayınızı arttırabiliyorsunuz. Hareketinizi yaptıktan sonra diğer altı ırk da aynı şeyleri yapıyorlar ve sıra yine size geçiyor. Eğer size saldırı olursa isterseniz savaşı RTS olarak oynayabiliyorsunuz ya da otomatik olarak bilgisayara yaptırabiliyorsunuz. (Bu kısım aynı Total War’da olduğu gibi işliyor) Savaşları kazandıkça ve bölgeleri ele geçirdikçe, komutanımızın rütbesi artıyor ve onu daha güçlü silahlar ve güçlerle donatabiliyoruz, oyunun sonlarına doğru komutanımız yok edilemez gibi oluyor. (Bu güçlerden bana göre en iyisi de komutanınızı bir sırada iki kere oynatabilme imkanı, bunu alabilirseniz oyun oldukça kolaylaşacaktır.) Oyundaki ırkları birer birer yok ederek de amacımıza ulaşıyoruz. Oyunu seçtiğiniz zorluk seviyesine göre yaklaşık olarak 10-12 saat arasında bitirebilirsiniz. Ayrıca Relic, yedi ırk içinde farklı bir son hazırlamış ve tüm ırklar farklı bir bölgede başladıkları için stratejiniz buna göre değişiyor, bu da oyunun yeniden oynanabilirliğini bir hayli arttırıyor, açıkçası ilk iki oyunun lineer olarak ilerleyen hikayesinden sonra oyuna böyle her oynanışta farklı şeylerin olabildiği bir harita eklenmesi çok hoşuma gitti. Yapay zekanın da bayağı iyi olduğunu belirtmek istiyorum. Ama şunu belirtmekte fayda var, oyunun sıra tabanlı kısmı çok basitçe yapılmış, Total War’daki gibi karmaşık değil, daha çok zamanınızı gerçek zamanlı savaşlarda geçiriyorsunuz, bu tabi ki doğal çünkü oyunun asıl odaklandığı nokta gerçek zamanlı savaşlar ama bir süre sonra kendinizi ardı ardına Skirmish yapıyor zannediyorsunuz.

Senaryonun en güzel kısmı, başka bir ırkın kalesine saldırdığınızda ortaya çıkıyor. Bu savaşlar düşmanının sık sık yardım çağırmasından dolayı en kolay zorluk seviyesinde bile hayli zorlayıcı oluyor. Eğer güçlü bir ordunuz yoksa başka bir ırkın kalesine saldırmayın diyebilirim, çünkü sonuç büyük ihtimalle hüsran oluyor. Ayrıca oyunun zorluğundan bahsetmişken birkaç şey eklemek istiyorum, oyun aşırı derecede zor yapılmış. Normal zorluk seviyesinde oynasanız bile insanı çileden çıkarabiliyor. Bir yere saldırdınız ve gelişmeye başladınız, çoğu zaman siz gelişirken düşman size saldırmaya başlıyor. Aslında bu bir eksi değil ama oyun birazcık daha kolay olabilirdi. Bir de aynı anda birden fazla düşmana karşı savaşamıyorsunuz, yani demek istediğim bir yere aynı anda iki kişi saldıramıyor ve hep birebir savaşlar yapıyorsunuz. Halbuki birkaç ırkı aynı bölgede savaşırken görmek çok güzel olabilirdi.

A Broad Mind Lacks Focus

Oynanış ise Dawn of War gibi, sonuçta bu bir görev paketi, oynanışın baştan aşağı değişmesini kimse beklemiyor. Zaten Relic, bu oynanışın biraz daha geliştirilmişini Company of Heroes’de de kullandı. Oyunda 2 temel kaynak bulunuyor, bunlardan birincisi elektrik, Power Plant yaparak üretimini sağlayabilirsiniz, haritada bulunan bazı bölgelere ise daha büyük Power Plant’lar kurarak elektrik sorunun tamamen üstesinden gelebilirsiniz. Diğer kaynak ise Requisition, bu kaynağı da haritadaki stratejik noktaları ele geçirerek ve elinizde tutarak sağlıyorsunuz. Elinizde ne kadar çok stratejik nokta varsa o kadar çok Requisition puanı kazanıyorsunuz. Oyun oynanış olarak Dawn of War ile tamamen aynı, hatta hataları bile aynı, hemen anlatayım; eğer bir bölümde bir bina yaptırırken oyunu kayıt edip çıktıysanız, oyuna tekrar girince o bina yapılmıyor, tekrar yapıcı biriminizi seçip o binanın üzerine tıklamalısınız. Aslında buna hata denilemez ama ilk Dawn of War’dan beri bunun düzeltilmesini bekledim ama bu oyunda da yapmamışlar. Ayrıca birimlerinizin yol bulma sorunları ne yazık ki bu oyunda da devam ediyor.

Oyun teknik olarak 2 sene öncesinde neyse şimdi de o durumda, grafiklerde pek bir gelişme göze çarpmıyor, sadece birkaç yeni efekt ve makyajlama yapılmış. Zaten Company of Heroes’i gördükten sonra hangi RTS oyunun grafiklerine iyi diyebiliriz onu merak ediyorum. Ama ne olursa olsun oyunun grafikleri 2 sene geçmesine rağmen gene de güzel gözüküyor hatta patlamalar ve parçalanma efektleri çok iyi, ayrıca en iyisi sistemlerimizi zorlamıyor. Oyunu P4 1.6 Ghz, Nvidia GeForce 5600, 512 MB DDR Ram’li bir makinada bile rahatlıkla oynayabilirsiniz. Sesler ise her zamanki gibi muhteşem ve seslendirmeler profesyonel sanatçılar tarafından yapılmış, kısacası sesler atmosfere büyük bir katkı sağlıyor. Müzikler ise birkaç yeni müzik dışında aynı, ama onlar da pek sıkmıyor ve güzeller.

Çoklu oyuncu kısmına gelirsek; daha önce de belirttiğim gibi daha önceki oyunlara sahip değilseniz çoklu oyuncu modunda sadece Tau ve Necrons ırklarını seçebiliyorsunuz. Ama diğer ırklara sahip başka insanlarla savaşabilirsiniz. Oyunun çoklu oyunculu modu çok ama çok zevkli, en azından bir kere olsun denemeniz lazım, birçok farklı haritaya sahip oyunda yedi birbirinden farklı ırk birbirine girince ortam gerçekten de görülmeye değer oluyor. Bir de oyundaki birliklerinizi istediğiniz gibi boyayabileceğinizi de belirteyim. (Her zaman mor robotlar yapıp, düşmanlara saldırmayı istemişimdir) 7 ırk arasındaki dengeyi sorunsuzca sağlaması nedeniyle Relic’i bir kez daha tebrik ediyorum. Ayrıca sunucu sıkıntısı da çekmiyorsunuz, çünkü her zaman açıkta bir sunucu oluyor, oyunu oynayan birçok kişiye rastlayabilirsiniz.

It’s Better To Die For The Emperor Than To Live For Yourself

Son sözlerime gelirken, daha önce bu kadar kaliteli bir genişleme paketi görmediğimi belirtmek istiyorum, Relic gerçekten de çok iyi bir iş çıkarmış, zaten ne zaman bizi yanılttılar ki? Son zamanlarda birçok firmaya örnek olacak oyunlar çıkarıyorlar ve türün çıtasını yükseltiyorlar. Bu oyunda her ne kadar Company of Heroes’un gerisinde kalsa da bu senenin en iyi RTS oyunlarından biri olmuş. Dawn of War’ı oynamadıysanız bile bu oyunu alıp oynamanızı şiddetle tavsiye ediyorum, hem sizi Warhammer 40,000 evrenine sokacak bundan daha iyi bir oyun bulamazsınız. Dawn of War’ı oynayanlar ise zaten bu oyunu mutlaka alacaklardır. Relic’in Dawn of War için iki tane daha genişleme paketi çıkartmayı düşündüğü söyleniyor, ama ben buna pek ihtimal vermiyorum. Şöyle Company of Heroes’ın grafik motorunun kullanıldığı bir Dawn of War 2 çıksa, işte esas bomba o zaman patlar. Her zaman İmparator’un yanında olun. Herkese iyi oyunlar. :)

Grafik:86
Ses:86
Oynanabilirlik:88
Genel Puan:87

Sam & Max Episode 1: Culture Shock

Emre Acar

Platform:PC Tür:Macera Yayıncı:GameTap Yapımcı:Telltale Games Çıkış Tarihi:Ekim 2006

2006 yılının son günlerini yaşadığımız şu günlerde dönüp geriye baktığımızda, macera oyunlarının yeniden eski günlerine döndüğünü söylememiz çok da yanlış olmaz sanırım. Dreamfall: The Longest Journey, Broken Sword: the Angel of Death, Secret Files: Tunguska gibi kaliteli yapımlar macera oyunları sevenleri çok mutlu etti. Şimdi daha da mutlu olma zamanı, çünkü şaşkın dedektiflerimiz Sam ve Max yeniden bizlerle. İlk olarak 1987 yılında Steve Purcell tarafından çizgi roman olarak yaratılan Sam ve Max, gerçek anlamda adını 1993 yılında Lucas Arts’ın piyasaya sürdüğü Sam & Max: Hit the Road adlı macera oyunuyla duyurdu. Macera oyunlarının altın günlerini yaşadığı o günlerde Sam & Max o kadar ilgi çekti ki tüm zamanların en iyi macera oyunları listesinde kendine önemli bir yer edindi. 9 yıl aradan sonra Lucas Arts yeni bir Sam & Max oyunu Sam & Max: Freelance Police üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Bu haber oyunun hayranlarını çok mutlu etmişti, ama 2004 yılında Lucas Arts oyunu iptal ettiklerini duyurdu, neden olarak ise oyunun 3D’ye geçişte bekledikleri gibi olmadığını açıkladı. (Tabi bunda firmanın Star Wars oyunları dışında başka oyunlara çok bütçe ayırmamasının da etkisi var gibime geliyor.) 2005 yılında ise Lucas Arts’ın macera oyunları yapımında görev almış küçük bir ekibin kurduğu Telltale Games firması Sam & Max’in lisansını aldıklarını duyurdu ve geliştirecekleri oyunun bölümler halinde dağıtılacağını açıkladı. (Evet, Sin: Episodes oyun dünyasında büyük bir furya başlattı.) Kasım ayında 6 bölüm olarak düşünülen oyunun ilk bölümü olan Sam & Max Episode 1: Culture Shock yayınlandı.

Tarihin En Sıkı Polislerine Hoşgeldin Diyelim

Daha önce Sam & Max oyunları oynamamış kişileri göz önüne alarak oyundaki karakterleri biraz tanıtayım. Sam, olaylara mantıklı ve zekice yaklaşan en zor durumlarda bile sakinliğini koruyan takım elbise ve şapka giyen bir köpek. Max ise olayları kaba kuvvet ile çözmeye çalışan, sürekli espri yapan hiperaktif beyaz bir tavşan. Bu iki karakter bir araya gelince ortamdaki espriler havalarda uçuşuyor. Sam & Max: Hit the Road’ın başarısı da buradan gelmekteydi. Oynayan insanlar kendilerini bir oyun oynuyormuş gibi değil de, sanki komedi filmi izliyormuş gibi hissediyordu. Yeni oyunumuza dönecek olursak; öncelikle şunu söyleyebilirim, ilk oyunu oynarken ne yaşadıysam bu oyunu oynarken de aynı duyguları yaşadım.

Sam & Max: Culture Shock adeta bir film gibi başlıyor, oyunda emeği geçen insanların isimlerini gördükten sonra kendimizi Sam & Max’in ofisinde buluyoruz. Sam & Max’de amacımız tüm macera oyunlarında olduğu gibi bulmacaları çözüp ilerlemek, ilk olarak da telefonumuzun kayıp olduğunu görüyoruz, ilerlememiz için de telefonumuzu bulmamız gerekiyor. Oyunun kontrolleri son derece başarılı ve kolay yapılmış. Konuşabileceğimiz insanlardan, etkileşime girebileceğimiz cisimlere kadar herşeyin isimleri ekranda yazıyor ve onların üzerlerine tıklayarak etkileşime girebiliyoruz veya konuşabiliyoruz. Ekranın sol altındaki kutuya tıklayarak ise envanterimize ulaşabiliyoruz. Eğer envanterimizden bir malzemeyi kullanmak istiyorsak üzerine tıklayıp elimize alıyoruz ve kullanacağımız yerin üzerine tıklayarak kullanıyoruz. Oyunda en çok hoşuma giden ise Sam’in silahı oldu, istediğimiz zaman çıkarıp ateş edebiliyoruz. Bulmacalar sıkı macera oyuncularına göre oldukça kolay olarak hazırlanmış tabi bunda envanterimizdeki kısıtlı eşyaların ve kısıtlı mekan sayısının da rolü hayli büyük. Zaten çoğu bulmaca da gerçek hayatta karşılaştığımız türden bulmacalar, artık yapımcılar da uçuk bulmacaların oyuncular tarafından hoş karşılanmadığını anlamaya başladılar. Hiçbir bulmacada takılmadan ilerlerseniz, oyunu 2 saat gibi kısa bir sürede rahatlıkla bitirebiliyorsunuz. Oyuna bir de arabayla şehirde dolaşma eklenmiş, yanlış anlaşılma olmasın son derece basit bir şekilde, arabamız kendisi ilerliyor biz sadece sağ veya sol yapıp ateş edebiliyoruz, bir bulmaca dışında şehirde dolaşmanın pek bir zevki de yok.

Brady Culture Gibi Olmak

Oynanış olarak benden tam not alan oyun, hikayesiyle de göz dolduruyor. Culture Shock’in hikayesi ise şöyle; olaylar 70’li yılların çocuk yıldızları olan Soda Poppers adında 3 çocuktan oluşan grubun mahallede garip davranmaları ile başlıyor. Kimisi duvarlara resimler çiziyor, kimisi kendini psikolog zannediyor, kimisi ise Brady Culture’ün egzersiz kasetleri olan Eye-Bo’yu markete dağıtıyor. Çok zaman geçmeden bu video kasetlerin insanları hiptonize ederek Brady Culture’ın kölesi haline getirdiğini anlıyoruz, görevimiz ise çocukları bu durumdan kurtarmak ve Brady Culture’a gereken dersi vermek. Bu arada hemen belirteyim oyunun bölümler halinde yayınlanacağından bahsetmiştim iyi olan ise her bir bölümün bir hikaye içermesi, yani hikayenin yarıda kesilip devamının diğer bölümde olması gibi birşey söz konusu değil. Oyunu oynarken zaman zaman kendinizi gülmekten yerlere atabiliyorsunuz, espriler çok akıllıca ve yerinde kullanılmış. Zaten Sam & Max’ın sevilmesinin nedeni bu espriler ve komik diyaloglardır. Tabi oyundaki esprileri anlayabilmeniz için iyi seviyede İngilizce bilmeniz şart, genel olarak ağır bir İngilizce kullanılmış diyebilirim. İngilizceniz pek iyi değilse oyundaki birçok ince detaydan mahrum kalacağınızı belirtmek isterim. Bölümde karşılaşacağınız karakter sayısı da oldukça kısıtlı, Soda Poppers (3 afacan çocuk), Sybil (Eskiden dövmecilik yapan ama şimdi, asıl mesleği olan psikologluk yapan bayan), Bosco (Kafasını teknolojik aletlerle ve güvenlik sistemi ile bozmuş dükkan sahibi, ki bana göre oyundaki en komik karakter) ve Brady Culture (Milleti kölesi yapmaya çalışan kötü karakter).

Help Me, Help You

Hikayeden sonra biraz da oyunu teknik olarak inceleyelim, 2D’den 3D’ye geçiş bana göre son derece başarılı olmuş ve oyunun ruhundan birşey götürmemiş. İlk defa yeniden yapılan bir macera oyununu oynarken keşke 2D olarak kalsaymış demedim. Grafikler günümüz teknolojisine göre biraz geri kalsa da bir macera oyunu için yeterli bir seviyede, grafiklerin hiçbir eksisini göremiyorsunuz oynarken son derece temiz yapılmış. Oyunun sistem ihtiyaçları da çok makul, 1,3 Ghz işlemci ve Nvidia FX 5200’e sahip bir makinede bile oldukça akıcı çalışıyor, firmayı bu açıdan da tebrik etmek istiyorum. Ses ve müziklere gelecek olursak, ses efektleri olması gerektiği gibi yapılmış son derece gerçekçi ve yeterli. En önemli kısım ise seslendirmeler, bir karakterin kişiliğini dahi sesinden anlayabiliyorsunuz. Seslendirmeler belli ki profesyonel kişiler tarafından yapılmış ve oyuna aktarılmış. Özellikle Sam ve Max’in seslerini çok beğendim. Müzik olarak da pek bir çeşitlilik olmasa da gayet güzel diyebilirim.

Heyacanla Bir Sonraki Bölümü Bekliyoruz

Yazımın sonlarına gelirken, Telltale Games’e böyle bir oyun yaptığı için şükranlarımı sunuyorum. Yazımda göreceğiniz üzere oyunda pek bir eksi bulamadım, sadece oyunun kısalığını bir eksi olarak gösterebiliriz ama ayda bir yeni bölümün çıkacağını bilmemiz bunu eksi olarak görmemize engel oluyor. Ayrıca yapımcı firma bir dahaki bölümlerde bulmacaların sayısını ve zorluğunu arttırır, çünkü şu haliyle oyunu hiç macera oyunu oynamamış bir insan bile rahatlıkla bitirebilir, haliyle de sıkı oyuncular için çok kolay bir oyun. Ama ne olursa olsun klasik bir oyunun kendisinden hiç birşey kaybetmeden yeniden karşımıza çıkması tüm bunları perdeliyor. $8.95 gibi uygun bir fiyata satılan bu oyunu, tüm macera severlere ve Sam & Max hayranlarına öneriyorum, gözü kapalı olarak alabilirsiniz. Oyunu bitirdikten sonra ise Ocak ayında çıkacak ikinci bölümü beklemeye başlayabilirsiniz. Herkese iyi oyunlar. :)

Grafik:
80
Ses:85
Oynanabilirlik:88
Genel:84

Paraworld

Emre Acar

Platform:PC Tür:RTS Yayıncı:Sunflowers Yapımcı:SEK Çıkış Tarihi:Eylül 2006

Welcome to the Jurassic Park

Çocukken tüm yaşıtlarım gibi ben de dinozorlara karşı ilgi duyardım, onlar hakkında yapılmış belgeseller ve çizgi filmler izlerdim. 1993 yılında ise Jurassic Park adlı filmin gösterime girmesi ile adeta tüm hayallerime kavuşmuş oldum. Jurassic Park bana dinozorlarla ilgili istediğim herşeyi vermişti. Filmin zamanında ise alanların hatırlayacakları “Dinozorlar” isminde bir dergi satılıyordu. Bu derginin tüm sayılarını almışımdır, hatta derginin verdiği fosforlu T-Rex maketi hala odamın bir köşesinde durur. Neyse biz en iyisi film sektöründen oyunlara dönelim. İçinde dinozorları bulunduran ve iyi denilebilecek oyun sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Aklıma şu anda aksiyon oyunları Dino Crisis ve Turok serisi geliyor. ParaWorld’e dönecek olursak; çıkmadan öyle çok da reklamı yapılmış bir oyun değildi, bu gerçekten çok garip bir durum. Neden derseniz, ParaWorld bu sene oynadığım en iyi RTS oyunlarından biri oldu. Eğer siz de Jurassic Park filmini sevdiyseniz ve strateji oyunlarından hoşlanıyorsanız, doğru yerdesiniz demektir, ParaWorld’e hoş geldiniz.

Oyunun hikayesi kötü bilim adamlarını ve paralel dünyaları konu alıyor. Oyun hayli de ilginç bir hikayeye sahip. 19. yy’ın başlarında SEAS adı verilen gizli ve kötü bilim adamlarından oluşan bir grup, paralel dünyalar arasından seyahat etmenin yolunu bulurlar. İlk seyahat ettikleri dünya ise düşmanları yenebilmek için dinozorları eğiten ve üzerlerine modern teknoloji silahlar takan kabilelerin yaşadığı ParaWorld ‘dür. Bundan daha önemli olan ise ParaWorld’ü ziyaret eden bilim adamları orada kaldıkları sürece hiç yaşlanmadıklarını fark ederler. Anthony Cole, Stina Holmlund ve Bela Andras Benedek adlarındaki üç serbest bilim adamı ise kendi çabalarıyla bu dünyayı keşfederler. Bu durumdan endişe duyan SEAS’ın başındaki Jarvis Babbit, bu üç bilim adamını gerçek dünyadaki merkezine çağırır ve onları araştırma yapma bahanesiyle ParaWorld’e gönderir ama asıl amacı onlardan kurtulmaktır. Bizim oyundaki amacımız ise, bu üç bilim adamıyla ParaWorld’ün tehlikelerine karşı koymak ve gerçek dünyaya dönmenin bir yolunu bulmak. Üç bilim adamı oyun süresince zaman zaman birlikte çalışacaklar, zaman zaman ise birbirlerinden ayrılacaklar. İşte burada devreye oyunun oynanabilir üç ırkı giriyor; Norseman, Dustriders ve Dragon Clan. İşte hikayenin burasında biraz kırılmalar gözüküyor. Nasıl oluyor da bu üç bilim adamı ParaWorld’e geldikleri zaman bu dünya hakkında bu kadar bilgili olabiliyorlar ve aslında savaşçı olmadıkları halde ırklarının en güçlü birimleriler? Kim bilir belki de eski yaşamlarında savaşçıydılar :). Ayrıca oyundaki pek çok diyalog da özensiz hazırlanmış. Ama ne olursa olsun ParaWorld’ün hikayesi bir RTS oyununa göre bayağı güzel yapılmış.

Paralel Evrende Sıkışıp Kalmak Böyle Olsa Gerek

Oyunun oynanış açısından diğer RTS oyunlarından pek bir farkı yok, bu kötü birşey mi, bana göre değil. Oyunda Senaryo, Skirmish ve Multiplayer modları var. Alıştırma bölümü ise senaryo bölümünün ilk bölümü olarak düşünülmüş, isterseniz geçebiliyorsunuz ama iyi bir RTS oyuncusuysanız bile, alıştırma bölümünü oyuna alışmak için oynamanızı tavsiye ederim. Tüm RTS oyunlarında olduğu gibi bu oyunda da bir ana binanız var, gelişip ve birimler üretip diğer ırklara saldırıyorsunuz. ParaWorld’de 3 tane ana kaynak var. Bunlar odun, yiyecek ve taş, bu kaynakları işçilerimizle topluyoruz. Yeteri kadar kaynak toplayınca ise ana binamızdan teknoloji atlıyoruz. Teknoloji atlamak bize yeni birimleri ve binaları açmamızı sağlıyor. Oyundaki 3 ırkın özellikleri de birbirinden farklı olarak hazırlanmış. Norsemen ırkı yakın savaşlarda etkililer, Dustriders ise oyunun en hızlı birimlerine sahip, Dragon Clan ise uzak mesafeden oldukça etkili birimlere sahip. Strateji oyunlarındaki en önemli özellik ırklar arası dengedir, bu oyundaki ırklar çok dengeli hazırlanmış. Zaman zaman kendimi Age Of Empires 2 oynuyormuş gibi hissettim, oyun yapısı Age Of Empires 2’ye oldukça benziyor.

Üç kaynağın yanı sıra oyunda bir de dördüncü kaynak olarak kafatası yer alıyor. Kafatası oyundaki birimlerin rütbelerini arttırmaya ve bazı özel geliştirmeleri yapmanıza olanak tanıyor. Eğer yeterince kafatasına sahipseniz, birimlerinizin rütbelerini arttırıp, onlara daha fazla sağlık ve zırh puanı kazandırabiliyorsunuz. Hero birimlerinin rütbelerini dahi arttırıp yeni özellikler kazandırabiliyorsunuz. Kafatasını ise düşmanlarınızı veya haritada dolaşan dinozorları öldürürek elde ediyorsunuz. Haritada dolaşan dinozorlar 3 çeşide ayrılıyorlar; ilki sizi gördükleri anda ve onlara saldırınca kaçan dinozorlar, ikincisi eğer siz onlara saldırırsanız size karşılık veren dinozorlar, üçüncüsü ise sizi gördükleri anda size saldıran dinozorlar. Hangi dinozorun nasıl davranacağını dinozorun üzerine gelince çıkan menüden öğrenebilirsiniz.

Oyundaki birimler ParaWorld’ü en zevkli yapan etmenlerin başında geliyor. Oyuna ilk başladığınızda okçu, mızrakçı gibi zayıf birimler üretebiliyorsunuz. Ama oyunda teknoloji atladıkça, Stegosaurus, Triceratops hatta T-Rex gibi dinozorlar üretebiliyorsunuz. Taverna binasını kurduğunuz zaman ise hero birimlerini üretme şansına erişiyorsunuz. Hero birimleri oyunun en güçlü birimleri ve hepsinin özellikleri de birbirinden farklı. Herolar ırkınıza özel yetenekler de kazandırabiliyorlar. Kimileri birimlerinizin zırhlarını güçlendiriyor, kimisi birimlerinizin hızını arttırıyor. Oyunda ürettiğiniz dinozorların hepsi de zırhlı ve üzerlerine silahlar takılmış bir şekilde karşınıza çıkıyorlar. Ayrıca oyunda makinalı tüfek, ateş silahı gibi günümüzün silahları da bulunuyor. T-Rex ile bir tankın kapışmasını seyretmek bile insanı neşelendiriyor. Oyunda deniz birimleri de es geçilmemiş, zaman zaman denizlerde de hayli büyük çatışmalar yaşanabiliyor. Deniz savaşının olmasına çok sevindim diyebilirim, zamanın stratejileri deniz savaşlarına gereken önemi vermiyorlar ve çoğu RTS oyununda göremiyoruz. Ama ParaWorld bu yönden de benden artı puan almayı hak ediyor. Oyunda haritalarda Age Of Empires 2’nin reliclerine benzeyen itemler de var. Bu itemler ırkınıza bazı özellikler kazandırabiliyor. Bunları görürseniz kaçırmamaya dikkat edin.

Biri Age Of Empires 2 mi dedi?

ParaWorld’ü diğer strateji oyunlarından ayıran birkaç özelliği de var. Bunlar Army Controller ve Army Builder. Army Builder oyuna başlamadan, oyuna başlayacağınız birimleri seçebilmenize imkan tanıyor. Bunu yapabilmeniz için belirli bir puanınız var. Bu puanı kullanarak oyuna istediğiniz birimle başlayabiliyorsunuz bu da oyundaki stratejinizi etkiliyor hemen örnek vereyim. Hemen gelişmek mi istiyorsunuz, o zaman puanlarınızı işçilere yatırın ve oyuna çok işçiyle başlayın. Düşmanınızı hemen haritadan silmek mi istiyorsunuz, o zaman oyuna bir orduyla başlayın. Puanlarınızı kaynak için de harcayabilirsiniz, eğer oyuna çok kaynak ile başlamak istiyorsanız puanlarınızı kaynaklarınıza yatırın. Bunlardan size uygun olanı bulup daha ileriki oyunlarda kullanmak için kayıt etme şansına da sahipsiniz. Diğer özellik olan Army Controller’a gelirsek; Army Controller’a kısaca ekranın sol tarafında birimlerinizi görebildiğiniz kutu diyebiliriz. Bu kutuda oyunda ürettiğiniz tüm birimleri görüp kontrol edebiliyorsunuz. Ayrıca herkesin ne işle meşgul olduğunu ( yiyecek, odun, taş toplama, düşmana saldırma vb.) , sağlık puanlarını görebiliyorsunuz. Ve gördüğünüz birimlere iki kere tıklayarak kontrol edebiliyorsunuz. Hangi birimlerin rütbeli, hangilerinin rütbesiz olduğunu görebiliyorsunuz. Oynayış biçiminize gore birimlerinizi gruplandırabiliyorsunuz. Kısacası birimlerinizi haritada tek tek aramak yerine buradan rahatça yönetebiliyorsunuz. Bana göre tek kötü yanı ekranda çok fazla yer işgal etmesi, ama kapatma özelliği de var tabi ki.

Oynanıştan bahsettik, gelelim oyunun teknik özelliklerine; oyunun grafik motoru genel olarak güzel gözüküyor. Ortam çok iyi yansıtılmış, ağaçların yapraklarının sallanması ve bitki örtüsü çok iyi yapılmış, milyonlarca yıl geride olduğunuzu hissedebiliyorsunuz. Oyundaki Fog Of War efektini de çok sevdiğimi söyleyebilirim, diğer RTS oyunlarındaki siyahlık yerine bu oyunda beyaz sis kullanılmış ve hayli de iyi olmuş. Oyunda gece-gündüz dönüşümü de var ve gerçekten görülmeye değer. Tüm gölgeler günün değişik saatlerine göre değişiyor. Su efektleri de bir hayli başarılı olarak yapılmış. Bu grafikleri tamamiyle görebilmek için en az Nvidia GeForce 6600 GT ekran kartı şart. Oyundaki karakterlerin animasyonları ise çok kötü yapılmış. İşçilerin koşması, kaynak toplaması vb. ilk gördüğünüzde gülesiniz geliyor. Oyunun senaryosundaki ara videolar da oyun motoru ile yapılmış ve buradaki karakter animasyonları da sırıtıyor. Keşke bu videolar da oyunun introsundaki gibi yapılsaydı, işte o zaman tadından yenmezdi. ParaWorld’de de diğer RTS oyunlarında olduğu gibi ekrana zoom yapabiliyor ve kamerayı 360˚ döndürebiliyorsunuz. Kısacası oyunun grafikleri birkaç ufak tefek eksiklik dışında günümüzdeki strateji oyunlarının teknolojisinde. Oyunun ses efektleri zamana göre zayıf kalsa da yine de vasatın üstünde, seslerde tek beğenmediğim karakterlerin arasında olan dialoglar oldu, hepsi de çok amatörce yapılmışlar. Müzikler ise güzel olsa da bir süre sonra kendilerini tekrarlamaya başlıyorlar.

Bu Dinozorlar Neden Bu Kadar Büyük ?

Oyunda bir de yoğun bir şekilde birimlerin yön bulma problemi var. Birimlerin kimileri çok büyük, kimileri ise çok küçük olduğundan zaman zaman dediğinizi uygulamayabiliyorlar. Hatta küçük ve büyük birimlerden oluşan bir grup seçerseniz sonuç kesinlikle bu grubun bir yerde takılı kalması olabiliyor. Bu da savaşlarda insanı çileden çıkarabiliyor. Ama bu sorunlar bir yamayla düzeltilemeyecek problemler değiller. Çoğu stratejide es geçilen yapay zeka da bu oyunda çok başarılı bir şekilde hazırlanmış. Tüm zorluk seviyelerinde yapay zeka iyi savaşlar çıkarabiliyor. Zaman zaman da saçmalayabiliyor yapay zeka. Bunu yaşadığım iki örnekle hemen açıklayayım; bir haritada benim uzun menzilli silahlara sahip birimlerim vardı, karşımdaki düşmanların ise yakın dövüş silahlara sahip birimleri ve ben onların beni vuramayacağı bir yerden onlara ateş ediyordum. Düşman ise hiçbirşey yapmıyordu, kaçacağı yerde öyle ölmeyi bekliyordu. Diğer saçmalık ise düşmanlar duvarlara vb. binalara saldırırken oluyor. Duvara saldırıyorlar, ben ordumla yanlarına gelince de beni kale almayıp duvara saldırmaya devam ediyorlar. Ben de kolayca hepsini öldürüyorum. Bunlar yapay zekada gördüğüm aksaklıklar, bunlar da olmasa bu oyun gerçekten de klasik olabilirdi.

Son sözlerime gelirsem; her ne kadar yapay zekada ve grafiklerde bazı küçük sorunları olsa da gene de ParaWorld bu sene çıkan en iyi RTS oyunlarından biri bana göre, tabi bunda dinozorlara aşırı derece ilgi duymamın etkisi de olabilir ama sonuçta bana Age Of Empires 2 günlerimi hatırlattı. O zamandan beri bu kadar dengeli ve mikro yapının bu kadar önemli olduğu bir RTS oyunu oynamamıştım. Eğer RTS türü oyunlardan hoşlanıyorsanız, bu oyunu mutlaka denemelisiniz, yoksa çok şey kaçırırsınız. Herkese iyi oyunlar :)

Grafik:82
Ses:76
Oynanabilirlik:85
Genel Puan:81