Perşembe, Ocak 25, 2007

Star Wars: Empire At War - Forces Of Corruption

Emre Acar

Platform:PC Tür:RTS Yayıncı:Lucas Arts Yapımcı:Petroglyph Çıkış Tarihi:Ekim 2006

Star Wars, hangi biriniz bu ismi duyunca heyecanlanmaz ki? George Lucas’ın üstün zekasıyla yarattığı mükemmel ve kusursuz 6 bölümden oluşan bu seri bildiğiniz gibi 2005 yılındaki Revenge Of The Sith filmi ile sona ermişti. Buna birçok Star Wars hayranı kişi gibi ben de çok üzülmüştüm, Star Wars artık bitmişti. Neyse ki Lucas Arts bir biri ardına yeni Star Wars oyunlarını piyasaya sürmeye devam ediyor, en azından Star Wars’a olan açlığımızı bu şekilde gideriyoruz. Bugüne kadar birçok türde birçok Star Wars oyunu oynadık, ama RTS türünde hiçbir zaman tam anlamıyla herşeyi düzgün ve oturmuş bir oyun oynayamadık. İlk Star Wars RTS oyunu 1998 yılında piyasaya sürülen Rebellion’du. Oyun oldukça kötüydü ve hata doluydu, sanki tam olarak bitirilmeden piyasaya sürülmüş izlenimini veriyordu, zaten çok geçmeden adı unutulup tarihe karıştı. Lucas Arts bu oyundan sonra pes etmedi ve 2000 yılında Force Commander’ı piyasaya sürdü. Bu oyun da yine bekleneni verememiş ve Star Wars hayranları tarafından bile oynanmamıştı, Lucas Arts elinde oldukça iyi bir malzeme olmasına rağmen durmadan RTS oyunlarında çuvallıyordu, bunun üzerine firma 2001 yılında Age Of Empires 2’de de kullanılan Genie motoru ile hazırlanmış Galactic Battlegrounds’u piyasaya sürdü. Lucas Arts bu sefer başarmıştı, oyun oldukça beğenildi ve Star Wars hayranları tarafından uzunca bir süre oynandı. 2002 yılında ikinci film Attack of the Clones’un gösterime girmesi ile oyuna Clone Campaigns adlı bir genişleme paketi çıkarıldı, bu paket oyuna klon ordusunu ekliyordu. 2006 yılında ise eski bir kısım Westwood çalışanlarının kurduğu Petroglyph firması tarafından yapılan Empire at War piyasaya sürüldü, bu oyun herşeyiyle oldukça iyi bir oyundu, orjinal seriyi (Galaktik Savaşı) konu alıyordu. Star Wars hayranlarını aradıklarını bu oyunda buldular. Oyun bu kadar tutulunca da Lucas Arts bu oyuna Forces of Corruption ismindeki görev paketini çıkardı. Bu kadar tarih dersinden sonra sanırım artık incelemeye geçmek yerinde olacaktır.

Everyone Has A Price

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, Forces of Corruption asıl oyun olan Empire At War’dan daha rafine ve iyi bir oyun olmuş. Oyunun konusuna gelecek olursak, Asiler Death Star’ı yok etmişlerdir ve imparatorluk büyük bir yara almıştır. Galaksi ise kargaşa içerisindedir. Bu kargaşa Jabba’nın Kensel madenlerinde tutulan Tyber Zann için bulunmaz bir fırsattır. Tyber Zann Kessel madenlerinden kaçar ve kendi imparatorluğu olan Konsorsiyum’u kurar. Tyber Zann’ın tek amacı para kazanmak ve Jabba’yı da geçip galaksinin tek suç lideri olmaktır. Genişleme paketi boyunca bu amaç için çabalayıp duruyoruz, tabi Jabba’yı yenince de hızımızı alamayıp daha büyük görevlere de atılıyoruz. Star Wars evreninde Asiler özgürlük için savaşıyorlar, İmpatorluk güç için savaşıyor, Konsorsiyum’un tek amacı ise para kazanmak ve adınının tüm galaksi tarafından duyulmasını sağlamak. Durum böyle olunca orjinal oyunda Asiler ve İmparatorlukta yaptığımız gibi gezegenleri tamamen kontrol etmemize gerek kalmıyor. Konsorsiyum ile gezegenleri kontrol altına almadan yozlaştırarak ve onlardan rüşvet alarak belirli bir gelir elde edebiliyoruz. Sadece gelir elde etmekle kalmayıp o gezegeni yozlaştırarak gezegende bulunan teknolojilere de sahip olabiliyoruz. Durum böyle olunca da oyundaki görevler oldukça çeşitli oluyor.

The Rise Of Tyber Zann

Empire at War’ın görevleri çoğunlukla tek düze oluyordu. Şu gezegeni ele geçir, şu gemiyi yok et gibi görevlerden çok da bir fazlası yoktu oyunda, bu da haliyle belirli bir zamandan sonra insana hep aynı şeyleri yapıyormuş izlenimini uyandırıyor ve insanı sıkıyordu. Forces of Corruption ile birlikte gelen yozlaştırma özelliği ile görevler oldukça çeşitleniyor. Artık görevler arasında önemli bir kişiyi kaçırma ve fidye alma veya uzayda korsanlık yapma gibi görevler eklenmiş. Bu görevlerin hepsi birbirinden farklı ve oldukça güzel hazırlanmışlar, oynarken çok eğlendim. Ayrıca bir gezegeni yozlaştırdıktan sonra o gezegen üzerinden gemilerinizi savaşa girmeden geçirebiliyorsunuz, bu da galakside özgürce dolaşabilmenize olanak sağlıyor. Aynı zamanda gezegen yozlaşınca sabotaj yapabiliyorsunuz, mesela eğer gezegene saldıracaksanız, ilk önce savunma binalarını sabote edebilir ve gezegene öyle saldırabilirsiniz, bu işinizi hayli kolaylaştıracaktır. Senaryonun işleyişi daha önce de belirttiğim gibi ilk oyuna göre oldukça iyi hazırlanmış. Bir görevde İmparator’un kayıp hazinelerini bulmaya çalışıyoruz, bir görevde Death Star’ın planlarının yer aldığı diskleri toplamaya çalışıyoruz, hatta bir görevde Klon Savaşları’ndan kalan droid üretme merkezini ele geçiriyoruz, bu gibi görevler oyuna olan ilginizi daha da arttırıyor.

Eski Dostlara Merhaba Diyelim

Senaryo boyunca ödül avcısı IG-88, Prens Xior ve Amiral Thrawn gibi daha önceki Star Wars oyunlarından ve kitaplarından tanıdığımız karakterlerle de karşılaşıyoruz. Tabi bu oyunla birlikte tanıdığımız Silri ve Tyber Zann’ın sağ kolu Urai Fenn gibi yeni karakterler de var. Başta Tyber Zann olmak üzere hepsi de Star Wars evreni içerisine oldukça iyi bir şekilde yedirilmişler ve hepsinin de ayrı bir hayat hikayesi var. Benim Star Wars’da en çok sevdiğim özelliklerin başında da bu gelir. İster yeni yaratılan bir karakter olsun, ister eski bir karakter olsun evrenin içerisine öyle yedirilir ki sanki insana önceden beri tanıyormuşsunuz izlenimini yaratır. Neyse oyuna dönecek olursak, birbirinden güzel görevler içeren bu oyunun bana göre en büyük eksisi senaryonun oynanış süresi oldu. Tabiri yerindeyse oyuna başladığım gün oyunu bitirmem bir oldu. Senaryo yaklaşık 10 saat gibi kısa bir süre içerisinde bitiyor ve tadı damağınızda kalıyor. Ayrıca hikayenin sonu öyle açık noktalar bırakarak bitiyor ki ikinci bir genişleme paketinin yolda olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. Tabi buna diyecek birşey yok tüm Star Wars hayranları gibi ikinci bir genişleme çıksa da zaten alacağız ama yine de oyun biraz daha uzun olsaydı demeden edemiyor insan.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Konsorsiyum oyundaki en güçlü ırk olmuş. Birimleri arasında The Phantom Menace filmde gördüğümüz Droideka’lar (oyunda en sevdiğim birim oldu, hem çok güçlüler hem de oldukça hızlılar) , Return of the Jedi ve Jedi Knights serisinden tanıyacağınız Rancor’lar ve uzaktan bomba atan Ewok Handler’lar var. Uzay birimlerine geçecek olursam, Konsorsiyum burada da oldukça güçlü birliklere sahip, hatta sıkı durun, birimler arasında 11 tane Star Destroyer büyüklüğünde filmlerden görüp hayran kaldığınız Super Star Destroyer da bulunuyor. Bu gemiyi eğer yapabilirseniz kazanmamanız için hiçbir neden kalmıyor, şunu rahatlıkla söylebilirim ki bu gemi oyun ekranının yarısını kaplıyor. Skirmish modunda eğer Konsorsiyum’a karşı oynuyorsanız vay halinize, gerçekten de insanı oldukça zorluyorlar.

Genişleme paketi ile eski ırklara da birçok yeni birim ve özellik eklenmiş. Örnek vermek gerekirse, artık tüm ırklar yörüngesel bombalama yapabiliyorlar, bu bombalama bana C&C oyunlarındaki süper silahları hatırlattı. Asiler’de ise B-Wing, Luke Skywalker ve Yoda gibi yeni birimler bulunuyor. Evet, Yoda da bulunuyor oyunda, savaşmasını ise çok güzel bir şekilde yapmışlar. İmparatorluğa ise TIE Interceptor’lar ve Dark Trooper’lar ekleniyor. Ayrıca yer savaşlarında sığınak yapıp içine askerlerimizi yerleştirebiliyoruz. Oyuna yapabileceğimiz özel taşıma araçları da eklenmiş, bu araçları istersek yürüyen sığınaklar, istersek de yürüyen bir savunma aracı haline getirebiliyoruz. En çok hoşuma giden özellik ise kahramanlarımızın özel güçleri artık otomatiğe alınabiliyor, böylece savaşırken bir de onların özel güçleri ile uğraşmak zorunda kalmıyoruz. Irklar arası denge ise pakette oldukça iyi sağlanmış (Tabi ben yine de oyunun 1.1 yamasını kurmanızı şiddetle tavsiye ediyorum), bu da yer savaşlarını oldukça eğlenceli bir hale getiriyor. İlk oyunda bir AT-ST sıradan piyadeleri dört veya beş vuruştan sonra anca öldürürdü, şimdi ise bir, bilemediniz iki vuruştan sonra öldürüyor. Ayrıca yer haritalarının daha özenli ve dolu bir şekilde hazırlanması da oyunun artılarından. Uzay savaşları ise aşağı yukarı ilk oyunla aynı, zaten ilk oyunun uzay savaşları oldukça iyi ve eğlenceli, eklenen birimlerle daha da çeşitlilik sağlanmış. Tüm bunları Galaktik Senaryo’da görebiliyorsunuz. Oyunun 3 ırkından birisini seçip teker teker gezegenleri ele geçirmeye başlıyorsunuz, oyunda 3 ırkın olması da Galaktik Senaryo’yu oldukça çekici bir hale getiriyor. Galaktik Senaryo ilk oyunun ana senaryosunu oynamaktan çok daha eğlenceli olmuş.

Echo 5 We’re Having Technical Difficulties

Geldik oyunun teknik detaylarına, öncelikle grafiklerden bahsetmek istiyorum, oyunun grafikleri aşağı yukarı ilk oyunla aynı gözüküyor. Tabi oyuna yeni birkaç efekt eklenmiş. Zaten bir RTS oyunu için Forces of Corruption gayet yeterli seviyede grafiklere sahip. Ama burada söyleyeceğim birkaç söz var, ilk oyunu en yüksek detaylarda oldukça hızlı çalıştıran Intel P4 2.0 Ghz, Nvidia GeForce 6600, 512 MB DDR Ram’lik bir makina, bu oyunda büyük savaşlarda zaman zaman oldukça yavaşlıyor. Bunda tabi savaşların ilk oyuna göre daha büyük olması ve birimlerin çok olmasının etkisi büyük ama gene de bu kadar yavaşlama olmaması gerekirdi. Bu, oyunun en büyük eksilerinden birisi bana göre, inşallah yapımcı firma bu sorunun ileride çıkaracağı yamalarla üstesinden gelir. Sesler ve müziklere gelecek olursak orada yine John Williams ve Lucas Arts’ın kalitesi kendisini gösteriyor, tam anlamıyla dört dörtlük ve mükemmel bir şekilde hazırlanmışlar, zaten daha önce herhangi bir Star Wars oyunun seslerinin ve müziklerinin kötü olduğuna rastlamadım.

May The Force Serve You Well

Oyun hakkında son sözlerime gelecek olursam diyebilirim ki, Petorglyph gerçekten de iyi bir iş çıkartmış, ilk oyuna yeni eklemeler ve oyundaki bazı hataların düzeltilmesi gerçekten de insanı oldukça mutlu ediyor. Senaryonun akıcılığı ve sıradan olmayan görev yapısı ise oyunun diğer artılarından, ama dediğim gibi senaryonun 10 saat gibi kısa bir sürede bitmesi oldukça kötü olmuş. Şunu da belirteyim ana senaryoyu bitirince Galaktik Senaryo’ya girip üç ırktan birisini seçip tüm Galaksi’yi ele geçirmeye çalışabilirsiniz, bu oyunun ömrünü uzatan en büyük etmenlerden birisi. Forces of Corruption oyuna oynanabilir 28 yeni ünite ve 13 tane de gezegen ekliyor. Ayrıca her yönüyle ilk oyundan iyi bir oyun olmuş, gerek hataların düzeltilmesi gerek de oyuna yeni eklenen özelliklerden dolayı. Bu oyunu tüm Star Wars hayranlarına ve Empire at War’ı sevenlere (Oyunu oynayabilmeniz için Empire at War’a ihtiyacınız var.) rahatlıkla önerebilirim. Bu oyunu alın oynayın ve Star Wars: Knights of the Old Republic III’ün çıkması için dua edin. Herkese iyi oyunlar. :)

Grafik:80
Ses:84
Oynanabilirlik:82
Genel:82

Warhammer 40.000: Dawn of War - Dark Crusade

Emre Acar

Platform:PC Tür:RTS Yayıncı:THQ Yapımcı:Relic Entertainment Çıkış Tarihi:Kasım 2006

Relic Entertainment bu sene çıkarttığı oyunlarla oyun dünyasını tamamen yerinden oynattı. Öncelikle Company of Heroes ile RTS oyunlarının nasıl olmasını gerektiğini gösterip, çıtayı yükselttiler, şimdi ise Warhammer 40,000 Dawn of War: Dark Crusade (Oyunun ismi çok uzun olduğu için artık Dark Crusade diyeceğim kısaca) ile genişleme paketlerinin nasıl olması gerektiğinin cevaplarını veriyorlar. Dawn Of War 2003 yılında çıkmış ve birçok oyun dergisine göre yılın RTS oyunu seçilmişti, zaten Dawn Of War ile ilk defa bir RTS oyununda birimlerin gerçekten de birbirleri ile savaştıklarını görmüştük. (Eğer düşmanlar birbirine uzak ise silahlarla savaşıyorlardı, yakına gelince ise testereler ve kılıçlar meydana çıkıyordu). Geçtiğimiz yıl ise Relic oyunun ilk genişleme paketi olan Winter Assault’u çıkarmıştı, bu genişleme paketi de oldukça ilgi gördü ve oynandı. Bu yıl ise bizi Warhammer 40,000 Dawn of War için çıkartılan ikinci genişleme paketi Dark Crusade karşılıyor. İsterseniz oyunu anlatmaya başlamadan önce Warhammer 40,000 evreni hakkında biraz bilgi vereyim; Warhammer evreni sürekli olarak savaşların devam ettiği bir evrendir, birbirine dost olan hiçbir ırk yoktur. Tüm ırklar daha güçlü olabilmek ve yaşamak için birbirleri ile savaşırlar. Hangi ırk zayıf durumdaysa ona savaş açılır ve onları yok etmek için herkes var gücüyle savaşır. Anlattıklarım sadece evreni az çok kafanızda canlandırabilmeniz içindi yoksa Warhammer evrenini anlatmaya sayfalar yetmez.

Knowledge Is Power, Guard It Well

Dark Crusade, oyuna Necrons ve Tau Empire olmak üzere iki yeni ırk ve eski ırklara da birkaç yeni ünite ekliyor. Bu ırkların özelliklerini birazdan açıklayacağım. Bu iki ırkla birlikte Dawn of War’daki ırk sayısı yediye yükselmiş oluyor. Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var, Dark Crusade’i oynayabilmeniz için Dawn of War’a gerek yok. Bu yedi ırkı oyunda kullanabiliyoruz, yalnız oyunu internetten bu yedi ırkla oynayabilmeniz için Dawn of War ve Winter Assault’un seri numaralarını girmeniz şart, aksi takdirde sadece Tau Empire ve Necrons ile oynayabilirsiniz. Yani anlayacağınız Dark Crusade’e genişleme paketi demek biraz az kalıyor, sanki başlı başına bir oyun olmuş. Piyasada oyuna iki yeni harita ve birkaç özellik ekleyen genişleme paketlerini gördükten sonra Dark Crusade ilaç gibi geldi diyebilirim rahatlıkla. Neyse lafı fazla uzatmadan bu eklenen iki ırkın özelliklerine kısaca bakalım isterseniz:

Tau Empire: Bu ırk Warhammer evreninde en gelişmiş teknolojiye sahip olup Eldar ile Space Marines’in bir karışımı gibiler, özellikle uzak savaş silahları konusunda uzmanlar, uzun menzilli silahları ve Fire Warrior birimlerinin kalkan oluşturma kabiliyeti sayesinde genelde uzak savaşlardan fazla hasar almadan kurtulabiliyorlar, ayrıca bu ırk birçok silahını geliştirilebiliyor ki böylece zaten güçlü olan silahları daha da güçleniyor. Yakın savaşlarda da Kroot birlikleri yardımlarına koşuyorlar. Araçları da hayli güçlü, birkaç araç çıkarıp karşınızdakini yok edebilirsiniz. Ayrıca Tau Empire görünmez birimlere de sahip bu birimlerle ani saldırılar düzenleyip kaçabiliyorlar, Space Marines ırkını sevenler bu ırkı da seveceklerdir.

Necrons: Bu ırka yarı insan yarı robot diyebiliriz, tüm ırklardan farklı olarak Necron’lar Requisition kaynağına ihtiyaç duymuyorlar, hiçbir stratejik noktaya sahip değilseniz bile rahatlıkla birim üretebiliyorsunuz. Sadece ne kadar çok stratejik noktaya sahipseniz birim ve geliştirmeleriniz o kadar hızlı yapılıyor. Necron’ların en çok ihtiyaç duyduğu kaynak ise elektrik, o kadar çok elektrik istiyor ki birimleri birçok Power Plant yapmanız gerekiyor. Ayrıca Necron’ların kalesi (Monolith) çok yavaş bir şekilde gelişiyor ve tüm gelişimleri yaptığınızda yerden havalanıp çok güçlü ama yavaş bir birim haline gelebiliyor. Kısacası Necron’lar yavaş, acımasız ve yok edilmeleri çok güç bir ırk. Araçları diğer ırklar gibi pek iyi olmasa da piyade birlikleri çok güçlü ve çok işe yarıyorlar.

Serve The Emperor Today, Tomorrow You May Be Dead

Oyunun hikayesi Kronus adlı gizemli bir gezegende geçiyor. Bu yedi ırk aynı zamanda bu gezegene üstlerini kurup gezegeni ele geçirmeye çalışıyorlar ve birbirleri aralarında savaşmaya başlıyorlar. Hiçbir ırkın gezegeni paylaşmaya niyeti yok, hatta birbirine dost olan Space Marine ve Imperial Guard bile bu gezegen için birbirlerini yok etmeye çalışıyorlar. Siz oyuna bu yedi ırktan birini seçerek başlıyorsunuz, her ırk kendi komutanı ile temsil ediliyor, ırkınızı seçtikten sonra Kronus gezegenin Risk oyunu tarzı haritası sizi bekliyor. Bu haritadaki hareketleriniz sıra tabanlı oluyor. Oyuna tek bir bölge ve komutanınız ile başlıyorsunuz, her bir sırada isterseniz düşmana saldırıyorsunuz, isterseniz daha önce ele geçirdiğiniz haritalara gidebiliyorsuz veya bir bölgedeki asker sayınızı arttırabiliyorsunuz. Hareketinizi yaptıktan sonra diğer altı ırk da aynı şeyleri yapıyorlar ve sıra yine size geçiyor. Eğer size saldırı olursa isterseniz savaşı RTS olarak oynayabiliyorsunuz ya da otomatik olarak bilgisayara yaptırabiliyorsunuz. (Bu kısım aynı Total War’da olduğu gibi işliyor) Savaşları kazandıkça ve bölgeleri ele geçirdikçe, komutanımızın rütbesi artıyor ve onu daha güçlü silahlar ve güçlerle donatabiliyoruz, oyunun sonlarına doğru komutanımız yok edilemez gibi oluyor. (Bu güçlerden bana göre en iyisi de komutanınızı bir sırada iki kere oynatabilme imkanı, bunu alabilirseniz oyun oldukça kolaylaşacaktır.) Oyundaki ırkları birer birer yok ederek de amacımıza ulaşıyoruz. Oyunu seçtiğiniz zorluk seviyesine göre yaklaşık olarak 10-12 saat arasında bitirebilirsiniz. Ayrıca Relic, yedi ırk içinde farklı bir son hazırlamış ve tüm ırklar farklı bir bölgede başladıkları için stratejiniz buna göre değişiyor, bu da oyunun yeniden oynanabilirliğini bir hayli arttırıyor, açıkçası ilk iki oyunun lineer olarak ilerleyen hikayesinden sonra oyuna böyle her oynanışta farklı şeylerin olabildiği bir harita eklenmesi çok hoşuma gitti. Yapay zekanın da bayağı iyi olduğunu belirtmek istiyorum. Ama şunu belirtmekte fayda var, oyunun sıra tabanlı kısmı çok basitçe yapılmış, Total War’daki gibi karmaşık değil, daha çok zamanınızı gerçek zamanlı savaşlarda geçiriyorsunuz, bu tabi ki doğal çünkü oyunun asıl odaklandığı nokta gerçek zamanlı savaşlar ama bir süre sonra kendinizi ardı ardına Skirmish yapıyor zannediyorsunuz.

Senaryonun en güzel kısmı, başka bir ırkın kalesine saldırdığınızda ortaya çıkıyor. Bu savaşlar düşmanının sık sık yardım çağırmasından dolayı en kolay zorluk seviyesinde bile hayli zorlayıcı oluyor. Eğer güçlü bir ordunuz yoksa başka bir ırkın kalesine saldırmayın diyebilirim, çünkü sonuç büyük ihtimalle hüsran oluyor. Ayrıca oyunun zorluğundan bahsetmişken birkaç şey eklemek istiyorum, oyun aşırı derecede zor yapılmış. Normal zorluk seviyesinde oynasanız bile insanı çileden çıkarabiliyor. Bir yere saldırdınız ve gelişmeye başladınız, çoğu zaman siz gelişirken düşman size saldırmaya başlıyor. Aslında bu bir eksi değil ama oyun birazcık daha kolay olabilirdi. Bir de aynı anda birden fazla düşmana karşı savaşamıyorsunuz, yani demek istediğim bir yere aynı anda iki kişi saldıramıyor ve hep birebir savaşlar yapıyorsunuz. Halbuki birkaç ırkı aynı bölgede savaşırken görmek çok güzel olabilirdi.

A Broad Mind Lacks Focus

Oynanış ise Dawn of War gibi, sonuçta bu bir görev paketi, oynanışın baştan aşağı değişmesini kimse beklemiyor. Zaten Relic, bu oynanışın biraz daha geliştirilmişini Company of Heroes’de de kullandı. Oyunda 2 temel kaynak bulunuyor, bunlardan birincisi elektrik, Power Plant yaparak üretimini sağlayabilirsiniz, haritada bulunan bazı bölgelere ise daha büyük Power Plant’lar kurarak elektrik sorunun tamamen üstesinden gelebilirsiniz. Diğer kaynak ise Requisition, bu kaynağı da haritadaki stratejik noktaları ele geçirerek ve elinizde tutarak sağlıyorsunuz. Elinizde ne kadar çok stratejik nokta varsa o kadar çok Requisition puanı kazanıyorsunuz. Oyun oynanış olarak Dawn of War ile tamamen aynı, hatta hataları bile aynı, hemen anlatayım; eğer bir bölümde bir bina yaptırırken oyunu kayıt edip çıktıysanız, oyuna tekrar girince o bina yapılmıyor, tekrar yapıcı biriminizi seçip o binanın üzerine tıklamalısınız. Aslında buna hata denilemez ama ilk Dawn of War’dan beri bunun düzeltilmesini bekledim ama bu oyunda da yapmamışlar. Ayrıca birimlerinizin yol bulma sorunları ne yazık ki bu oyunda da devam ediyor.

Oyun teknik olarak 2 sene öncesinde neyse şimdi de o durumda, grafiklerde pek bir gelişme göze çarpmıyor, sadece birkaç yeni efekt ve makyajlama yapılmış. Zaten Company of Heroes’i gördükten sonra hangi RTS oyunun grafiklerine iyi diyebiliriz onu merak ediyorum. Ama ne olursa olsun oyunun grafikleri 2 sene geçmesine rağmen gene de güzel gözüküyor hatta patlamalar ve parçalanma efektleri çok iyi, ayrıca en iyisi sistemlerimizi zorlamıyor. Oyunu P4 1.6 Ghz, Nvidia GeForce 5600, 512 MB DDR Ram’li bir makinada bile rahatlıkla oynayabilirsiniz. Sesler ise her zamanki gibi muhteşem ve seslendirmeler profesyonel sanatçılar tarafından yapılmış, kısacası sesler atmosfere büyük bir katkı sağlıyor. Müzikler ise birkaç yeni müzik dışında aynı, ama onlar da pek sıkmıyor ve güzeller.

Çoklu oyuncu kısmına gelirsek; daha önce de belirttiğim gibi daha önceki oyunlara sahip değilseniz çoklu oyuncu modunda sadece Tau ve Necrons ırklarını seçebiliyorsunuz. Ama diğer ırklara sahip başka insanlarla savaşabilirsiniz. Oyunun çoklu oyunculu modu çok ama çok zevkli, en azından bir kere olsun denemeniz lazım, birçok farklı haritaya sahip oyunda yedi birbirinden farklı ırk birbirine girince ortam gerçekten de görülmeye değer oluyor. Bir de oyundaki birliklerinizi istediğiniz gibi boyayabileceğinizi de belirteyim. (Her zaman mor robotlar yapıp, düşmanlara saldırmayı istemişimdir) 7 ırk arasındaki dengeyi sorunsuzca sağlaması nedeniyle Relic’i bir kez daha tebrik ediyorum. Ayrıca sunucu sıkıntısı da çekmiyorsunuz, çünkü her zaman açıkta bir sunucu oluyor, oyunu oynayan birçok kişiye rastlayabilirsiniz.

It’s Better To Die For The Emperor Than To Live For Yourself

Son sözlerime gelirken, daha önce bu kadar kaliteli bir genişleme paketi görmediğimi belirtmek istiyorum, Relic gerçekten de çok iyi bir iş çıkarmış, zaten ne zaman bizi yanılttılar ki? Son zamanlarda birçok firmaya örnek olacak oyunlar çıkarıyorlar ve türün çıtasını yükseltiyorlar. Bu oyunda her ne kadar Company of Heroes’un gerisinde kalsa da bu senenin en iyi RTS oyunlarından biri olmuş. Dawn of War’ı oynamadıysanız bile bu oyunu alıp oynamanızı şiddetle tavsiye ediyorum, hem sizi Warhammer 40,000 evrenine sokacak bundan daha iyi bir oyun bulamazsınız. Dawn of War’ı oynayanlar ise zaten bu oyunu mutlaka alacaklardır. Relic’in Dawn of War için iki tane daha genişleme paketi çıkartmayı düşündüğü söyleniyor, ama ben buna pek ihtimal vermiyorum. Şöyle Company of Heroes’ın grafik motorunun kullanıldığı bir Dawn of War 2 çıksa, işte esas bomba o zaman patlar. Her zaman İmparator’un yanında olun. Herkese iyi oyunlar. :)

Grafik:86
Ses:86
Oynanabilirlik:88
Genel Puan:87

Sam & Max Episode 1: Culture Shock

Emre Acar

Platform:PC Tür:Macera Yayıncı:GameTap Yapımcı:Telltale Games Çıkış Tarihi:Ekim 2006

2006 yılının son günlerini yaşadığımız şu günlerde dönüp geriye baktığımızda, macera oyunlarının yeniden eski günlerine döndüğünü söylememiz çok da yanlış olmaz sanırım. Dreamfall: The Longest Journey, Broken Sword: the Angel of Death, Secret Files: Tunguska gibi kaliteli yapımlar macera oyunları sevenleri çok mutlu etti. Şimdi daha da mutlu olma zamanı, çünkü şaşkın dedektiflerimiz Sam ve Max yeniden bizlerle. İlk olarak 1987 yılında Steve Purcell tarafından çizgi roman olarak yaratılan Sam ve Max, gerçek anlamda adını 1993 yılında Lucas Arts’ın piyasaya sürdüğü Sam & Max: Hit the Road adlı macera oyunuyla duyurdu. Macera oyunlarının altın günlerini yaşadığı o günlerde Sam & Max o kadar ilgi çekti ki tüm zamanların en iyi macera oyunları listesinde kendine önemli bir yer edindi. 9 yıl aradan sonra Lucas Arts yeni bir Sam & Max oyunu Sam & Max: Freelance Police üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Bu haber oyunun hayranlarını çok mutlu etmişti, ama 2004 yılında Lucas Arts oyunu iptal ettiklerini duyurdu, neden olarak ise oyunun 3D’ye geçişte bekledikleri gibi olmadığını açıkladı. (Tabi bunda firmanın Star Wars oyunları dışında başka oyunlara çok bütçe ayırmamasının da etkisi var gibime geliyor.) 2005 yılında ise Lucas Arts’ın macera oyunları yapımında görev almış küçük bir ekibin kurduğu Telltale Games firması Sam & Max’in lisansını aldıklarını duyurdu ve geliştirecekleri oyunun bölümler halinde dağıtılacağını açıkladı. (Evet, Sin: Episodes oyun dünyasında büyük bir furya başlattı.) Kasım ayında 6 bölüm olarak düşünülen oyunun ilk bölümü olan Sam & Max Episode 1: Culture Shock yayınlandı.

Tarihin En Sıkı Polislerine Hoşgeldin Diyelim

Daha önce Sam & Max oyunları oynamamış kişileri göz önüne alarak oyundaki karakterleri biraz tanıtayım. Sam, olaylara mantıklı ve zekice yaklaşan en zor durumlarda bile sakinliğini koruyan takım elbise ve şapka giyen bir köpek. Max ise olayları kaba kuvvet ile çözmeye çalışan, sürekli espri yapan hiperaktif beyaz bir tavşan. Bu iki karakter bir araya gelince ortamdaki espriler havalarda uçuşuyor. Sam & Max: Hit the Road’ın başarısı da buradan gelmekteydi. Oynayan insanlar kendilerini bir oyun oynuyormuş gibi değil de, sanki komedi filmi izliyormuş gibi hissediyordu. Yeni oyunumuza dönecek olursak; öncelikle şunu söyleyebilirim, ilk oyunu oynarken ne yaşadıysam bu oyunu oynarken de aynı duyguları yaşadım.

Sam & Max: Culture Shock adeta bir film gibi başlıyor, oyunda emeği geçen insanların isimlerini gördükten sonra kendimizi Sam & Max’in ofisinde buluyoruz. Sam & Max’de amacımız tüm macera oyunlarında olduğu gibi bulmacaları çözüp ilerlemek, ilk olarak da telefonumuzun kayıp olduğunu görüyoruz, ilerlememiz için de telefonumuzu bulmamız gerekiyor. Oyunun kontrolleri son derece başarılı ve kolay yapılmış. Konuşabileceğimiz insanlardan, etkileşime girebileceğimiz cisimlere kadar herşeyin isimleri ekranda yazıyor ve onların üzerlerine tıklayarak etkileşime girebiliyoruz veya konuşabiliyoruz. Ekranın sol altındaki kutuya tıklayarak ise envanterimize ulaşabiliyoruz. Eğer envanterimizden bir malzemeyi kullanmak istiyorsak üzerine tıklayıp elimize alıyoruz ve kullanacağımız yerin üzerine tıklayarak kullanıyoruz. Oyunda en çok hoşuma giden ise Sam’in silahı oldu, istediğimiz zaman çıkarıp ateş edebiliyoruz. Bulmacalar sıkı macera oyuncularına göre oldukça kolay olarak hazırlanmış tabi bunda envanterimizdeki kısıtlı eşyaların ve kısıtlı mekan sayısının da rolü hayli büyük. Zaten çoğu bulmaca da gerçek hayatta karşılaştığımız türden bulmacalar, artık yapımcılar da uçuk bulmacaların oyuncular tarafından hoş karşılanmadığını anlamaya başladılar. Hiçbir bulmacada takılmadan ilerlerseniz, oyunu 2 saat gibi kısa bir sürede rahatlıkla bitirebiliyorsunuz. Oyuna bir de arabayla şehirde dolaşma eklenmiş, yanlış anlaşılma olmasın son derece basit bir şekilde, arabamız kendisi ilerliyor biz sadece sağ veya sol yapıp ateş edebiliyoruz, bir bulmaca dışında şehirde dolaşmanın pek bir zevki de yok.

Brady Culture Gibi Olmak

Oynanış olarak benden tam not alan oyun, hikayesiyle de göz dolduruyor. Culture Shock’in hikayesi ise şöyle; olaylar 70’li yılların çocuk yıldızları olan Soda Poppers adında 3 çocuktan oluşan grubun mahallede garip davranmaları ile başlıyor. Kimisi duvarlara resimler çiziyor, kimisi kendini psikolog zannediyor, kimisi ise Brady Culture’ün egzersiz kasetleri olan Eye-Bo’yu markete dağıtıyor. Çok zaman geçmeden bu video kasetlerin insanları hiptonize ederek Brady Culture’ın kölesi haline getirdiğini anlıyoruz, görevimiz ise çocukları bu durumdan kurtarmak ve Brady Culture’a gereken dersi vermek. Bu arada hemen belirteyim oyunun bölümler halinde yayınlanacağından bahsetmiştim iyi olan ise her bir bölümün bir hikaye içermesi, yani hikayenin yarıda kesilip devamının diğer bölümde olması gibi birşey söz konusu değil. Oyunu oynarken zaman zaman kendinizi gülmekten yerlere atabiliyorsunuz, espriler çok akıllıca ve yerinde kullanılmış. Zaten Sam & Max’ın sevilmesinin nedeni bu espriler ve komik diyaloglardır. Tabi oyundaki esprileri anlayabilmeniz için iyi seviyede İngilizce bilmeniz şart, genel olarak ağır bir İngilizce kullanılmış diyebilirim. İngilizceniz pek iyi değilse oyundaki birçok ince detaydan mahrum kalacağınızı belirtmek isterim. Bölümde karşılaşacağınız karakter sayısı da oldukça kısıtlı, Soda Poppers (3 afacan çocuk), Sybil (Eskiden dövmecilik yapan ama şimdi, asıl mesleği olan psikologluk yapan bayan), Bosco (Kafasını teknolojik aletlerle ve güvenlik sistemi ile bozmuş dükkan sahibi, ki bana göre oyundaki en komik karakter) ve Brady Culture (Milleti kölesi yapmaya çalışan kötü karakter).

Help Me, Help You

Hikayeden sonra biraz da oyunu teknik olarak inceleyelim, 2D’den 3D’ye geçiş bana göre son derece başarılı olmuş ve oyunun ruhundan birşey götürmemiş. İlk defa yeniden yapılan bir macera oyununu oynarken keşke 2D olarak kalsaymış demedim. Grafikler günümüz teknolojisine göre biraz geri kalsa da bir macera oyunu için yeterli bir seviyede, grafiklerin hiçbir eksisini göremiyorsunuz oynarken son derece temiz yapılmış. Oyunun sistem ihtiyaçları da çok makul, 1,3 Ghz işlemci ve Nvidia FX 5200’e sahip bir makinede bile oldukça akıcı çalışıyor, firmayı bu açıdan da tebrik etmek istiyorum. Ses ve müziklere gelecek olursak, ses efektleri olması gerektiği gibi yapılmış son derece gerçekçi ve yeterli. En önemli kısım ise seslendirmeler, bir karakterin kişiliğini dahi sesinden anlayabiliyorsunuz. Seslendirmeler belli ki profesyonel kişiler tarafından yapılmış ve oyuna aktarılmış. Özellikle Sam ve Max’in seslerini çok beğendim. Müzik olarak da pek bir çeşitlilik olmasa da gayet güzel diyebilirim.

Heyacanla Bir Sonraki Bölümü Bekliyoruz

Yazımın sonlarına gelirken, Telltale Games’e böyle bir oyun yaptığı için şükranlarımı sunuyorum. Yazımda göreceğiniz üzere oyunda pek bir eksi bulamadım, sadece oyunun kısalığını bir eksi olarak gösterebiliriz ama ayda bir yeni bölümün çıkacağını bilmemiz bunu eksi olarak görmemize engel oluyor. Ayrıca yapımcı firma bir dahaki bölümlerde bulmacaların sayısını ve zorluğunu arttırır, çünkü şu haliyle oyunu hiç macera oyunu oynamamış bir insan bile rahatlıkla bitirebilir, haliyle de sıkı oyuncular için çok kolay bir oyun. Ama ne olursa olsun klasik bir oyunun kendisinden hiç birşey kaybetmeden yeniden karşımıza çıkması tüm bunları perdeliyor. $8.95 gibi uygun bir fiyata satılan bu oyunu, tüm macera severlere ve Sam & Max hayranlarına öneriyorum, gözü kapalı olarak alabilirsiniz. Oyunu bitirdikten sonra ise Ocak ayında çıkacak ikinci bölümü beklemeye başlayabilirsiniz. Herkese iyi oyunlar. :)

Grafik:
80
Ses:85
Oynanabilirlik:88
Genel:84