Perşembe, Ocak 25, 2007

Broken Sword: the Angel of Death

Emre Acar

Platform:PC Tür:Macera Yayıncı:THQ Yapımcı:Revolution Software Çıkış Tarihi:Eylül 2006

Şaşkın Avukatımız George Stobbart Geri Döndü

Hatırlayacağınız üzere Broken Sword 2003 Yılı’nın son aylarında tam 6 yıllık aradan sonra, tamamen yeni bir boyutta The Slepping Dragon ile geri dönmüştü. Bu dönüş eski Broken Sword hayranları için pekde sevindirici olmamıştı, bir kere oyunun kontrolü mouse yerine klavyeden yapılıyordu, ve klavye kontrolü pekte başarılı değildi. Ayrıca eski oyunlarda sık sık esprileriyle bizi güldüren George, 3. boyutun etkisiyle biraz sessizleşmişti sanki, tüm bu olumsuzluklara rağmen oyun muhteşem konusuyla kendini oynatmayı bilmiş ve Broken Sword üçlemesini adına yakışır bir şekilde sonlandırmıştı. Evet oyun üçleme olarak düşünülmüştü ama hayranların tepkilerinden bunalan Revolution Software çalışanları yeni bir Broken Sword oyunu yapacaklarını duyurdular, ve 3 yıl aradan sonra işte karşınızda Broken Sword: The Angel of Death.

Oynanışta Eskiye Dönüş

Oyunun açılışı genç bir kızın kurban edilme töreni ile başlıyor, ve daha sonra günümüzden 3 yıl öncesine gelip bir mezardaki iskelet gösteriliyor, daha sonra ise günümüze dönüp yağmurlu bir havada George’u ofisine giderken buluyoruz, içerde ise bizi Anna Maria adında sarışın güzel bir kadın bekliyor, ve bizden yardım istiyor. Anna Maria’nın elinde ailesinden ona yadigar kalan bir el yazması var ve mafya bu el yazmasının peşinde, Anna Maria’nın bizden istediği bu el yazmasını mafyadan uzak tutmak ve el yazmasının şifresini çözüp hazineyi bulmak. Avukatlık işlerinden hayli sıkılan ve artık bir maceraya atılma vakti diyen George ise bu teklifi kabul ediyor ve maceramız başlıyor. Ama olanlar oluyor ve el yazması mafyanın eline geçiyor, bizde oyun boyunca bu el yazmasını bulmaya çalışıyoruz. Hikayeyi oyundan alacağınız zevkin azalmaması için daha fazla anlatmak istemiyorum. Oyun boyunca hepsi birbirinden farklı türlü türlü mekanları ziyaret ediyoruz. Hatta bu mekanlardan biriside İstanbul, Topkapı Sarayı’nı ziyaret ediyoruz. Hemen bizi nasıl yapmışlar diye sorduğunuzu düşünüyorum ve cevaplıyorum, gene bizi Arap gibi göstermişler, anlamıyorum bu Amerikalıları acaba bilerek mi yapıyorlar böyle? Neyse biz oyunumuza dönelim. Oyunu oynarken zaman zaman eski oyundaki karakterleri göreceksiniz, bunlara çok sevineceğinize şüphem yok. Bu oyunda da hepimizin aşkı Fransız güzeli Nico bize eşlik edecek, hemde gene o etkileyici ses tonu ile:)

Oyunda kullanılan bulmacalardan eski oyunlardan hatırladığımız türden, öncelikle oyundaki karakterlerden bilgi alışverişinde bulunuyoruz, etraftaki objeleri çekiyoruz, ve birkaç aleti birleştirip bulmacaları çözüyoruz. Oyundaki bulmacalar çok başarılı bir şekilde hazırlanmışlar, bazı macera oyunlarında olduğu gibi bizden alakasız isteklerde bulunmuyor, bulmacaların hepsi günlük hayatta karşılaşacağımız olaylardan alınmışlar, birazcık kafamızı çalıştırıp geçemeyeceğimiz bulmaca yok. Ama bazı bulmacalar biraz zor olarak hazırlanmış, bulamadığınız yerde gerçektende insanı sinir edebiliyor. Envanterimizi mouse ekranın üstüne getirerek görebiliyoruz, ve tüm işlerimizi buradan yapıyoruz. Envanter kullanımı biraz olsun anlatayım, elimize aldığımız tüm nesneleri buradan görebiliyoruz, üzerlerine sağ tuş ile tıklarsak nesneler hakkında detaylı bilgi alabiliyoruz, ayrıca diğer Broken Sword oyunlarında olduğu gibi iki nesneye birleştirme yöntemi bu oyunda da yerini koruyor. Ayrıca bu oyuna özel bir PDA’miz var, bu PDA aracılığı ile bilinmeyen telefon numaralarını bulabiliyoruz, bulmacaları PDA yardımı ile çözebiliyoruz, mesala bir bölümde birinden telefon bekleyen bir adam var, bizim amacımız ise o adamdan otel kartını almak, yapacağımız PDA’imizle otelin resepsiyonunu arayıp o adamla konuşmak, resepsiyonu arıyoruz ve adam telefona gidiyor, bizede adamın bıraktığı yerden kartını almak düşüyor, PDA sayesinde oyuna güzel bulmacalar eklenme şansı doğmuş, hatta PDA’imizle bomba bile imha edebiliyoruz, kısacası güzel bir eklenti olmuş.

Broken Sword I+Broken Sword II=Broken Sword IV

Geldik oyununun oynanış biçimine; üçüncü oyunda çok kötü olan oynanabilirlik bu oyunda biraz olsun düzelmiş gibi gözüküyor. Bir kere oyun sırf klavyeden kurtulmuş ve oyuna mouse desteğide eklenmiş, aynı 1. ve 2. oyun gibi Point&Click tarzında oyunu oynayabiliyoruz. Ama hala klavye ile karakterimizi yönetebiliyoruz, zaman zaman klavye ile karakterimizi yönetmek daha kolay olabiliyor, çünkü mouse bazen dediklerimizi algılayamıyor ve kendimizi saçma sapan basmadığımız yerlere giderken bulabiliyoruz, bu arada şunuda ekleyim, koşmak için CTRL tuşuna basık tutmanız lazım, çift tık ile koşmuyor karakterimiz. Mouse yardımı ilede cisimlerle etkileşime geçebiliyoruz. Mouse’u herhangi bir yere tıkladığımızda bir menü açılıyor ve bu menü yardımıyla, o cisim hakkında bilgi alabiliyoruz, herhangi bir insanla konuşabiliyoruz veya o cismi alabiliyoruz. Sonuç olarak oyunun kontrolleri BS 3’den daha iyi bir şekilde yapılmış.

Sanki Biraz Aceleye Gelmiş Gibi

Oyunu oynarken sıklıkla sorunlarla boğuşmak zorunda kaldım, oyunda birçok bug mevcut, oyunun zaman zaman çökmesi, bazen oyundayken donup kalması(En siniride bu, oyun öylece kalıyor. Sıklıkla oyunu kayıt edin yoksa benim gibi o kadar ilerleyip pişman olursunuz.) , oyunun zaman zaman yavaşlaması, bir bakıyorsunuz oyun çok hızlı, bir bakıyorsunuz oyunun hızı yerlerde sürünüyor.(Bu sorun en yüksek sistemlerde bile yaşanabiliyor.)Creative Live Serisi ses kartlarında seslerde problem çıkarması, zaman zaman dialogların duyulmaması ve bunun gibi onlarca hata var oyunda, buda akıllarda acaba test edilmeden erkenden piyasaya mı sürüldü sorusunu uyandırıyor. Ayrıca oyunun grafikleride 3. oyundan güzel olsada animasyonlarda hafiften bir odunluk havası var, karakterlerin yaptıkları haraketlerden gerçekcilikten çok uzak oluyor zaman zaman.(Ah keşke bu oyun 2D olarak çıksaydı demeden edemiyor insan.) Oynanış ile ilgili hatalarda var ayrıyaten, karakterimiz verdiğimiz komutları uygulamıyor, yada bir yerde takılı kalabiliyor, tek yapılabilecekte oyunu load etmek oluyor. Bizim bu hatalara karşı yapabileceğimiz tek şey oyunun yamasının bir an önce çıkmasını beklemek. Oyunu denediğim Intel P4 2.8 GHz HT, 256 MB Nvidia 7800 GS, 1 GB DRR Ram’lik sistemimle bile oyunda zaman zaman yavaşlamalar oluyordu, yani oyunda optimizasyon yok denecek kadar az. Oyunu rahatça oynayabilmeniz için en azından bir Nvidia 6600 ekran kartınız olması lazım. Müzikler ve sesler ise ortalamanın hayli üzerinde, karakter seslendirmeleri yine profesyonel sanatçılar tarafından yapılmış, müziklerde ortama uyum sağlıyor, ayrıca ilk iki oyundaki gibi bulmacayı çözme durumunuza göre değişiyor. En çokta bu özelliğe sevindim, müzik değişince doğru yolda olduğunuzu anlıyorsunuz.

Bir Efsanenin Sonu!

Oyunun ne kadar hatası olursa olsun Broken Sword hayranları bu oyunu zaten gözü kapalı alacaklardır. Ama hiçbir Broken Sword oyununu oynamadıysanız ve macera oyunlarından hoşlanıyorsanız bu oyunu size tavsiye edebilirim. Sonuçta bir efsanenin son oyunu, Broken Sword 3’ten de hayli iyi bir oyun. Onlarca teknik hatasına rağmen güzel hikayesiyle kendini oynatmasını biliyor, acaba ilerde ne olacak sorusuyla oyuna kapılıp başında saatler harcayabiliyorsunuz. Bu oyunu alın ve oynayın, hatta mümkünse bende size tavsiye tüm Broken Sword oyunlarını oynayıp ve bu oyunu son olarak oynayın, efsanenin gelişimine tanıklık etmiş olacasınız. Daha sonra ise Revolution Software’in yeni oyununu bekleyin, kim bilir belki Beneath a Steel Sky’a yeniden geri dönerler. Herkese iyi oyunlar:)

Grafik:85
Ses:85
Oynanabilirlik:83
Genel:84

Dreamfall: The Longest Journey

Emre Acar

Platform:PC Tür:Macera Yayıncı:Aspyr Yapımcı:Funcom Çıkış Tarihi:Nisan 2006

Unutamayacağınız Bir Maceraya Başlamaya Hazır Mısınız?

Bu oyunun benim kalbimde ki yeri çok ayrı ve özeldir. Çünkü kendisi ilk oynadığım macera oyunlarındandır. Daha doğrusu bana macera oyunlarını sevdiren ilk oyundur desek daha doğru olacak sanırsam. İlk oyun çıktığında tüm sitelerden ve dergilerden yüksek notlar almış. Gerek kurgusuyla gerek hikaye ve bulmacalarıyla tüm zamanların en iyi macera oyunlarının arasına adını altın harflerle yazdırmıştı.(Bana göre tüm zamanların en iyi macera oyundur.)Bu oyunun bu kadar başarılı olmasının nedeni belkide eski LucasArts ve Sierra oyunlarından içinde birşeyler barındırmasıydı. Ayrıca oyundaki karakterler öylesine güzel işlenmişti ki oyunu oynadıktan uzun yıllar sonra bile tüm karakterler aklınızda kalıyordu.

Rüyalarınızdan Korkmayın

Ve 6 yıldan sonra oyunun devamı Dreamfall:The Longest Journey bizlerle, ama oyun tamamen değişmiş. Değişmiş derken bunu kötüymüş gibi anlamayın. Oyun ilk oyunun en iyi yönlerini tamamiyle barındırıyor, ama oynanış olarak oyunun yönü maceradan biraz daha aksiyona kaymış. Bu macera oyuncuları tarafından pek hoş karşılanmayacak bir durum ama Funcom bunuda elinden geldiğince iyi başarmış. Yani ilk oyunu oynadıysanız bu oyunuda bitirmeden elinizden bırakamayacaksınız. Oyundaki bulmaca sayısıda bir hayli azalmış oynanış sebebiyle, ama yinede envanteriniz yardımıyla birçok aleti birleştirip kapıları açma veya makineleri çalıştırma bulmacaları duruyor. Fakat bu bulmacalar ilk oyuna göre çok kolay zorlanmadan ve takılmadan rahatlıkla geçebiliyorsunuz. Ayrıca bulmacaları çözmenin birden çok yolu var.

Oyun size ne yapmanız gerektiğini her zaman söylüyor. Bir yere vardığınızda ilk yapmanız gereken oradaki eşyaları toplamak ve daha sonra bu topladığımız eşyaları gerektiği yere göre teker teker birleştirip, gerekli yerlerde kullanmak. Bu bana göre oyundaki özgürlüğü az da olsa baltalıyor. Ama oyunun hakkını yememek lazım oyundaki bulmacalar eğlenceli olmuş. Hele oyundaki kapalı kapılardaki kilit bulmacaları çok güzel ama kolay daha önceden de dediğim gibi. Ayrıca bazı bulmacalarda oyunda karşılaştığınız karakterlerde size yardım edebiliyor. Oyuna ayrıca dövüş sistemi ve sessizlik öğeleri eklenmiş. Açıkcası bunlardan pek hoşlanmadım. Heleki oyundaki dövüşler tam bir felaket, Allah’tan bu dövüşler seyrek olarak hazırlanmış. Dövüş sisteminde bir güçlü ve bir zayıf olmak üzere iki tane, ayrıca birde blok tuşumuz var. Ama dediğim gibi oyundaki dövüşler çok sıkıcı.

Gizlilik İstiyorsan Splinter Cell Oyna

Daha öncede dediğim gibi oyuna ayrıca gizli olmamız gereken bölümler eklenmiş ama buda dövüş sistemi gibi biraz basit kalmış. Yani gizlenmek çok kolay tek yapmamız gereken yeterli mesafeden takip etmek ve kırık cam parçalarına basmamak karşımızdakinin bizi duymaması için. Açıkcası ben gölgelerde gizlenmek isterdim ama öyle bir yetenek ne yazık ki oyunda yok. Oyunun kontrollerine gelecek olursam genel olarak iyi yapılmış. Ben pek bir şikeyet etmedim oynarken ama size tavsiyem eğer elinizde kaliteli bir GamePad varsa onla oynayın. Ayrıca çok olmasa arada bir kamera saçmalayabiliyor.

Bu Oyun Resmen Yaşıyor

Oyunun aksiyon öğeleri kötü olabilir ama çok olmaması yinede insanı rahatlatıyor. Biraz da oyunun dünyasından bahsedeyim; oyunun dünyası çok detaylı ve gerçekci yapılmış. Şehirde dolaşırken durun bir etrafı izleyin oyundaki karakterler gerçek hayattaki gibi birbirleriyle etkileşim içindeler , birbirleriyle konuşuyorlar tıpkı ilk oyunda olduğu gibi. Oyundaki dialoglarda bayağı bir uzun yapılmış ve hepside oyunun hikayesine katkıda bulunuyor. Eğer çok dialog içeren oyunları sevmiyorsanız ve İngilizceniz de iyi değilse Dreamfall’dan sıkılmanız olası. Ama hatırlarsanız ilk oyundaki dialoglarda yeterince uzunlardı.

Oyunun hikayesine pek değinmek istemiyorum, çünkü birçok kişi bu oyunu hikayesi için oynuyor. Oyundaki sürprizleri kaçırmanızı istemem. Ama şunuda söyleyeyim bu bir The Longest Journey oyunu ve hikayesi mükemmel ve başında geçirdiğiniz her dakikaya değecektir. Oyunun geçtiği yerlerden de biraz bahsedeyim oyun Stark adında teknoloji ve Arcadia adında ki sihir dünyasında geçiyor.

Teknik Özellikler

Gelelim oyunun teknik özelliklerine; grafiklerden başlayacak olursam, grafikler teknik açıdan son derece güzel ve detaylı hazırlanmış. Hatta çevre grafikleri macera oyunlarında görebileceklerinizin en iyilerinden. Karekter animasyonlarıda son derece güzel yapılmış. Grafiklerin bana göre en zayıf yönü karakterlerin ağız ve hareketleri oldu. Yani pek gerçekci ve karşındakinin olaya verdiği tepkiyi yansıtmakta başarız kalmış. Oyundaki sesler ise tam bir şölen niteliğinde tüm karakterler profesyonel aktör ve aktristler tarafından seslendirilmiş ve son derece kaliteliler, ses efektleride yeterince güzeller. Müziklere gelecek olursam; oyundaki müzklerine hepside tam bir sanat eseri değerinde olmuş. Şu anda bile ana menüde çalan müziği dinliyorum. Müzikler dört dörtlük olmuş kısacası aynı ilk oyunda olduğu gibi.

Karar Anı

Oyunun oynama süresi 10 ila 15 saat arasında değişiyor sizin oynama stilinize göre. Oyunun yine en iddialı olduğu kısım oyunun muhteşem ötesi hikayesi. Ayrıca oyundaki sesler ve müzikler bir hayli başarılı, ama dediğim gibi oyundaki aksiyon öğesi olmayıpta ilk oyun gibi bulmaca ağırlıklı bir oyun daha iyi olurmuş demeden de edemiyor insan. Fakat ne olursa olsun bu oyun 2006’nın en iyi macera oyunlarından birisi.(Bana göre en iyisi zaten.)

Şimdi gelelim son sözlerime; ilk oyunu oynadıysanız bu oyunu zaten edinmişsinizdir. Oynamayanlar ise mutlaka ilk oyunu alsınlar sonrada bu oyunu alıp oynasınlar. Bu iki oyunu oynamayanlar lütfen ben macera oyunları oyuncusuyum demesinler.Herkese iyi oyunlar.

Grafik:89
Ses:90
Oynanabilirlik:85
Genel Puan:88

Titan Quest

Eray Uygun

Platform:PC Tür:RPG Yayıncı:THQ Yapımcı:Iron Lore Çıkış Tarihi:Haziran 2006

Hack & Slash.Yani kapa gözünü önüne ne geliyorsa kes, biç ilerle.Bu tür oyunlar pek tutmasa da, en iyi örnek hepinizin tahmin edebileceği gibi Diablo serisi olacaktır.Açıkçası adam gibi oynadığım söylenemez Diablo'yu.Bu yüzden bir hack and slash türüne ısınamama tereddütü vardı üzerimde(Ne gerek varsa).Bu tereddüle(!)Titan Quest'i en kısa yoldan Dvd - Rom a yerleştirdim ve kurdum.Acaba beklediğim gibimiydi ve söylendiği kadar iyi çıkmışmıydı?

THQ her zaman olmasa da güzel oyunlar sunan bir şirket Warhammer 40000, Full Spectrum Warrior, Red Faction 2 vs.Bu yüzden Titan Quest(TQ) ninde ortalamanın üstünde bir oyun olması muhtemeldi.Ve öyle de olduğunu açılış videosundan itibaren anlıyorsunuz.Özenle hazırlanmış, titanlar ile insanlar arasındaki bir savaşı gösteren videonun ardından menuye geliyoruz.TQ grafik motoru ile hazırlanmış bir arka plan, sade bir görünüm ve güzel bir müzik karşılıyor bizi.Oyuna girmeden önce video ayarlarına bir göz attım.Zaten otomatik olarak hepsi High seviyesinde ayarlıydı.Fazla çeşitli olmasa da birçok sisteme uyarlanabilecek bir grafik ayar bölümü bulunuyor.Bu işi de hallettikten sonra New Game ile rpg lerin vazgeçilmez yeri karakter yaratma ekranına geliyoruz.Oblivion'dan sonra hiçbirşeyin beni tatmin etmeyeceğine emindim aslında ama bu kadar basit olabileceğini de tahmin etmemiştim.Bize sunulan sadece iki seçenek var.Biri erkek, biri kadın olmak üzere iki karakte.Evet hepsi bu.Neden böyle yapmak istemişler pek bir fikrim yok açıkçası ama insan daha fazla çeşitlilik arıyor ister istemez.Bu bölümde harcadığımız saatler(!) sonrasında oyuna başlıyoruz.

Çok az oyun beni grafiksel anlamda etkilemiştir.Doom 3 mesela ilk çıktığında eşi benzeri yoktu, yada Half Life 2 de kırk küsür kas destekli yüz effektleri.TQ içinde aynı şeyler geçerli.Bu kadar güzel grafikler bir hack and slash - rpg için cidden şahane olmuş.Su yüzeyi ve kaplamalar üzerindeki yansımalar, karakter animasyonları, tarlalarda gezerken otların hareketlerinize göre hareket etmeleri, büyüler, gece - gündüz değişimi.Aklınıza gelip gelmeyecek herşey kusursuz gözüküyor.Hatta bence bu grafik motoru biraz daha geliştirilse fps lerde kullanılacak seviyeye bile gelebilir.Bölüm tasarımları ise hepsi birbirinden güzel.Yunanistan, Çin, Mısır.O kadar güzel hazırlanmış ki herşey size ordaymışsınız hissini sonuna kadar veriyor.Tabiki herşeyin bir bedeli var.Bu grafiksel şöleni görebilmeniz için en azından yeni nesil bir ekran kartınız(6600gt yada x1600 üzeri) ve 1 gb ram ile destekli sisteminiz olmalı.Aynı şey sesler için de geçerli.Özellikle müzikleri o zamanın atmosferini sonuna kadar yansıtıyor.Sadece sürekli yaratık öldürdüğünüz için, bir süre sonra aynı yaratık ölüm sesleri can sıkabiliyor, onun dışında pek bir sorun yok.Karakter seslendirmeleri de gayet başarılı.

Gelelim oyun sistemine.Bir sonraki levele geçmek için her rpg de olduğu gibi experience(exp) lere ihtiyacınız var.Bu exp lerin çoğunluğunu da öldürdüğünüz yaratıklardan ve tamamladığınız görevlerden alıyorsunuz.Yani kimseye bulaşmadan sürekli ilerlerseniz ki bu pek mümkün olmuyor, level atlamanız bir hayli zorlaşır.Bir sonraki level e geçtiğinizde size 2 exp point ve 3 skill point veriliyor.2 exp point i seçtiğimiz karakterin türüne göre Strenght, Energy, İntelligence gibi özellikleri geliştirmekte kullanıyoruz.Her bir point geliştirdiğiniz özelliği belirli oranlar dahilinde(5-10-15 değişebiliyor) arttırıyor.O yüzden pek sorun yaşamıyorsunuz.Skill pointlerinizi ise oyun boyunca can dostunuz olacak büyüleri çıkarmak için kullanıyorsunuz.TQ de bu güne kadar görüp görebileceğiniz en kapsamlı skill tree(büyü ağacı?) ile karşılaşacaksınız.Her karaktere uygun olarak hazırlanmış 8 bölüm bulunuyor.Bunlar: ıÜüDefence Mastery, Earth Mastery, Hunting Mastery, Nature Mastery, Rogue Mastery, ıÜüSpirit Mastery, Storm Mastery, Warfare Mastery.Hepsi kendi içinde kümelere ayrılıyorlar ve açıkçası bir süre sonra hangisini seçeceğinizi şaşırıyorsunuz.O yüzden genel olarak bir, en fazla iki tanesine odaklanmanızı öneririm.

Oyun içi inventory çeşitliliği ise hayli fazla.THQ nun dediğine göre 1500 ün üzerinde ekipman ve item bulunuyormuş(saymadım).Bunların büyük bir çoğunluğunu yaratıklardan yada çevrede bulacağınız sandıklardan edinebiliyorsunuz.Kendinize has birşeyler yada o anki levelinize uygun malzemeler arıyorsanız topladığınız altınlar ile satıcılardan alabiliyorsunuz.Oyunda 3 çeşit satıcı türü var.Bir tanesinde hem büyü hemde savaşçılara ait şeyleri bulmak mümkün.Diğerlerini ise geliştirdiğiniz karaktere göre büyü yada savaşçı malzemesi satan satıcılardan edinebilirsiz.

Şu ana kadar herşey mükkemmel gözüksede Titan Quest in oyuncuları çileden çıkartacak bir sorunu var aslında.Aldığınız oyunun orjinal yada kopya olması farketmez(aslında farkeder tabiki orjinal alın), TQ hiç beklemediğiniz anda sizi masaüstüne atabiliyor.Her ne kadar autosave sistemi olsa da bu atmaların sürekli devam etmesi insanı bir süre sonra çileden çıkartabiliyor.Özellikle mağaralara giriş ve çıkışlarda, re-load yaparken yada şehir içlerinde bu hata ile karşılaşıyoruz.Aslında en son çıkan 1.08(!) yaması ile birçok sorunun halledildiği söyleniyor ama ben öyle birşey görmedim.Hala mağaralardan çıkmaya korkuyorum:).Onun dışında eğer kötü bir yan söylenmesi gerekiyorsa, oda tekrar oynanabilirliğin olmaması sayılabilir.Aslına bakarsanız ortalama bitirme süresi 40 saati aşan bir oyun için bunu söylemek ne kadar doğru bilinmez ama aynı şeyleri yapmak ve seçim şansı olmayan bir hikayeye sahip olduğu için 2. kez oynanmayı haketmiyor bence.Belki diğer büyüleri merak edip deneyebilirsiniz.Onun dışında bitirdikten sonra hdd de tutmanın pek yararı yok.

Yaz geldi.Evden çıkmıyorum, can sıkıntısından ne yapacağımı bilemiyorum, iyide bir bilgisayarım var, Diablo'yu da özledim, Rpg'yi de çok severim hani gibi düşünceleriniz var ise Titan Quest sizin için çok güzel bir seçim olacaktır.Uzun oynama süresi, harika atmosferi ve zamanlı zamansız masaüstü ziyaretleri(!) ile güzel vakit geçireceğinizden emin olabilirsiniz.Oyunsuz kalmayın.

Grafik:90
Ses:95
Oynanabilirlik:85
Genel Puan:90