Perşembe, Ocak 25, 2007

Paraworld

Emre Acar

Platform:PC Tür:RTS Yayıncı:Sunflowers Yapımcı:SEK Çıkış Tarihi:Eylül 2006

Welcome to the Jurassic Park

Çocukken tüm yaşıtlarım gibi ben de dinozorlara karşı ilgi duyardım, onlar hakkında yapılmış belgeseller ve çizgi filmler izlerdim. 1993 yılında ise Jurassic Park adlı filmin gösterime girmesi ile adeta tüm hayallerime kavuşmuş oldum. Jurassic Park bana dinozorlarla ilgili istediğim herşeyi vermişti. Filmin zamanında ise alanların hatırlayacakları “Dinozorlar” isminde bir dergi satılıyordu. Bu derginin tüm sayılarını almışımdır, hatta derginin verdiği fosforlu T-Rex maketi hala odamın bir köşesinde durur. Neyse biz en iyisi film sektöründen oyunlara dönelim. İçinde dinozorları bulunduran ve iyi denilebilecek oyun sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Aklıma şu anda aksiyon oyunları Dino Crisis ve Turok serisi geliyor. ParaWorld’e dönecek olursak; çıkmadan öyle çok da reklamı yapılmış bir oyun değildi, bu gerçekten çok garip bir durum. Neden derseniz, ParaWorld bu sene oynadığım en iyi RTS oyunlarından biri oldu. Eğer siz de Jurassic Park filmini sevdiyseniz ve strateji oyunlarından hoşlanıyorsanız, doğru yerdesiniz demektir, ParaWorld’e hoş geldiniz.

Oyunun hikayesi kötü bilim adamlarını ve paralel dünyaları konu alıyor. Oyun hayli de ilginç bir hikayeye sahip. 19. yy’ın başlarında SEAS adı verilen gizli ve kötü bilim adamlarından oluşan bir grup, paralel dünyalar arasından seyahat etmenin yolunu bulurlar. İlk seyahat ettikleri dünya ise düşmanları yenebilmek için dinozorları eğiten ve üzerlerine modern teknoloji silahlar takan kabilelerin yaşadığı ParaWorld ‘dür. Bundan daha önemli olan ise ParaWorld’ü ziyaret eden bilim adamları orada kaldıkları sürece hiç yaşlanmadıklarını fark ederler. Anthony Cole, Stina Holmlund ve Bela Andras Benedek adlarındaki üç serbest bilim adamı ise kendi çabalarıyla bu dünyayı keşfederler. Bu durumdan endişe duyan SEAS’ın başındaki Jarvis Babbit, bu üç bilim adamını gerçek dünyadaki merkezine çağırır ve onları araştırma yapma bahanesiyle ParaWorld’e gönderir ama asıl amacı onlardan kurtulmaktır. Bizim oyundaki amacımız ise, bu üç bilim adamıyla ParaWorld’ün tehlikelerine karşı koymak ve gerçek dünyaya dönmenin bir yolunu bulmak. Üç bilim adamı oyun süresince zaman zaman birlikte çalışacaklar, zaman zaman ise birbirlerinden ayrılacaklar. İşte burada devreye oyunun oynanabilir üç ırkı giriyor; Norseman, Dustriders ve Dragon Clan. İşte hikayenin burasında biraz kırılmalar gözüküyor. Nasıl oluyor da bu üç bilim adamı ParaWorld’e geldikleri zaman bu dünya hakkında bu kadar bilgili olabiliyorlar ve aslında savaşçı olmadıkları halde ırklarının en güçlü birimleriler? Kim bilir belki de eski yaşamlarında savaşçıydılar :). Ayrıca oyundaki pek çok diyalog da özensiz hazırlanmış. Ama ne olursa olsun ParaWorld’ün hikayesi bir RTS oyununa göre bayağı güzel yapılmış.

Paralel Evrende Sıkışıp Kalmak Böyle Olsa Gerek

Oyunun oynanış açısından diğer RTS oyunlarından pek bir farkı yok, bu kötü birşey mi, bana göre değil. Oyunda Senaryo, Skirmish ve Multiplayer modları var. Alıştırma bölümü ise senaryo bölümünün ilk bölümü olarak düşünülmüş, isterseniz geçebiliyorsunuz ama iyi bir RTS oyuncusuysanız bile, alıştırma bölümünü oyuna alışmak için oynamanızı tavsiye ederim. Tüm RTS oyunlarında olduğu gibi bu oyunda da bir ana binanız var, gelişip ve birimler üretip diğer ırklara saldırıyorsunuz. ParaWorld’de 3 tane ana kaynak var. Bunlar odun, yiyecek ve taş, bu kaynakları işçilerimizle topluyoruz. Yeteri kadar kaynak toplayınca ise ana binamızdan teknoloji atlıyoruz. Teknoloji atlamak bize yeni birimleri ve binaları açmamızı sağlıyor. Oyundaki 3 ırkın özellikleri de birbirinden farklı olarak hazırlanmış. Norsemen ırkı yakın savaşlarda etkililer, Dustriders ise oyunun en hızlı birimlerine sahip, Dragon Clan ise uzak mesafeden oldukça etkili birimlere sahip. Strateji oyunlarındaki en önemli özellik ırklar arası dengedir, bu oyundaki ırklar çok dengeli hazırlanmış. Zaman zaman kendimi Age Of Empires 2 oynuyormuş gibi hissettim, oyun yapısı Age Of Empires 2’ye oldukça benziyor.

Üç kaynağın yanı sıra oyunda bir de dördüncü kaynak olarak kafatası yer alıyor. Kafatası oyundaki birimlerin rütbelerini arttırmaya ve bazı özel geliştirmeleri yapmanıza olanak tanıyor. Eğer yeterince kafatasına sahipseniz, birimlerinizin rütbelerini arttırıp, onlara daha fazla sağlık ve zırh puanı kazandırabiliyorsunuz. Hero birimlerinin rütbelerini dahi arttırıp yeni özellikler kazandırabiliyorsunuz. Kafatasını ise düşmanlarınızı veya haritada dolaşan dinozorları öldürürek elde ediyorsunuz. Haritada dolaşan dinozorlar 3 çeşide ayrılıyorlar; ilki sizi gördükleri anda ve onlara saldırınca kaçan dinozorlar, ikincisi eğer siz onlara saldırırsanız size karşılık veren dinozorlar, üçüncüsü ise sizi gördükleri anda size saldıran dinozorlar. Hangi dinozorun nasıl davranacağını dinozorun üzerine gelince çıkan menüden öğrenebilirsiniz.

Oyundaki birimler ParaWorld’ü en zevkli yapan etmenlerin başında geliyor. Oyuna ilk başladığınızda okçu, mızrakçı gibi zayıf birimler üretebiliyorsunuz. Ama oyunda teknoloji atladıkça, Stegosaurus, Triceratops hatta T-Rex gibi dinozorlar üretebiliyorsunuz. Taverna binasını kurduğunuz zaman ise hero birimlerini üretme şansına erişiyorsunuz. Hero birimleri oyunun en güçlü birimleri ve hepsinin özellikleri de birbirinden farklı. Herolar ırkınıza özel yetenekler de kazandırabiliyorlar. Kimileri birimlerinizin zırhlarını güçlendiriyor, kimisi birimlerinizin hızını arttırıyor. Oyunda ürettiğiniz dinozorların hepsi de zırhlı ve üzerlerine silahlar takılmış bir şekilde karşınıza çıkıyorlar. Ayrıca oyunda makinalı tüfek, ateş silahı gibi günümüzün silahları da bulunuyor. T-Rex ile bir tankın kapışmasını seyretmek bile insanı neşelendiriyor. Oyunda deniz birimleri de es geçilmemiş, zaman zaman denizlerde de hayli büyük çatışmalar yaşanabiliyor. Deniz savaşının olmasına çok sevindim diyebilirim, zamanın stratejileri deniz savaşlarına gereken önemi vermiyorlar ve çoğu RTS oyununda göremiyoruz. Ama ParaWorld bu yönden de benden artı puan almayı hak ediyor. Oyunda haritalarda Age Of Empires 2’nin reliclerine benzeyen itemler de var. Bu itemler ırkınıza bazı özellikler kazandırabiliyor. Bunları görürseniz kaçırmamaya dikkat edin.

Biri Age Of Empires 2 mi dedi?

ParaWorld’ü diğer strateji oyunlarından ayıran birkaç özelliği de var. Bunlar Army Controller ve Army Builder. Army Builder oyuna başlamadan, oyuna başlayacağınız birimleri seçebilmenize imkan tanıyor. Bunu yapabilmeniz için belirli bir puanınız var. Bu puanı kullanarak oyuna istediğiniz birimle başlayabiliyorsunuz bu da oyundaki stratejinizi etkiliyor hemen örnek vereyim. Hemen gelişmek mi istiyorsunuz, o zaman puanlarınızı işçilere yatırın ve oyuna çok işçiyle başlayın. Düşmanınızı hemen haritadan silmek mi istiyorsunuz, o zaman oyuna bir orduyla başlayın. Puanlarınızı kaynak için de harcayabilirsiniz, eğer oyuna çok kaynak ile başlamak istiyorsanız puanlarınızı kaynaklarınıza yatırın. Bunlardan size uygun olanı bulup daha ileriki oyunlarda kullanmak için kayıt etme şansına da sahipsiniz. Diğer özellik olan Army Controller’a gelirsek; Army Controller’a kısaca ekranın sol tarafında birimlerinizi görebildiğiniz kutu diyebiliriz. Bu kutuda oyunda ürettiğiniz tüm birimleri görüp kontrol edebiliyorsunuz. Ayrıca herkesin ne işle meşgul olduğunu ( yiyecek, odun, taş toplama, düşmana saldırma vb.) , sağlık puanlarını görebiliyorsunuz. Ve gördüğünüz birimlere iki kere tıklayarak kontrol edebiliyorsunuz. Hangi birimlerin rütbeli, hangilerinin rütbesiz olduğunu görebiliyorsunuz. Oynayış biçiminize gore birimlerinizi gruplandırabiliyorsunuz. Kısacası birimlerinizi haritada tek tek aramak yerine buradan rahatça yönetebiliyorsunuz. Bana göre tek kötü yanı ekranda çok fazla yer işgal etmesi, ama kapatma özelliği de var tabi ki.

Oynanıştan bahsettik, gelelim oyunun teknik özelliklerine; oyunun grafik motoru genel olarak güzel gözüküyor. Ortam çok iyi yansıtılmış, ağaçların yapraklarının sallanması ve bitki örtüsü çok iyi yapılmış, milyonlarca yıl geride olduğunuzu hissedebiliyorsunuz. Oyundaki Fog Of War efektini de çok sevdiğimi söyleyebilirim, diğer RTS oyunlarındaki siyahlık yerine bu oyunda beyaz sis kullanılmış ve hayli de iyi olmuş. Oyunda gece-gündüz dönüşümü de var ve gerçekten görülmeye değer. Tüm gölgeler günün değişik saatlerine göre değişiyor. Su efektleri de bir hayli başarılı olarak yapılmış. Bu grafikleri tamamiyle görebilmek için en az Nvidia GeForce 6600 GT ekran kartı şart. Oyundaki karakterlerin animasyonları ise çok kötü yapılmış. İşçilerin koşması, kaynak toplaması vb. ilk gördüğünüzde gülesiniz geliyor. Oyunun senaryosundaki ara videolar da oyun motoru ile yapılmış ve buradaki karakter animasyonları da sırıtıyor. Keşke bu videolar da oyunun introsundaki gibi yapılsaydı, işte o zaman tadından yenmezdi. ParaWorld’de de diğer RTS oyunlarında olduğu gibi ekrana zoom yapabiliyor ve kamerayı 360˚ döndürebiliyorsunuz. Kısacası oyunun grafikleri birkaç ufak tefek eksiklik dışında günümüzdeki strateji oyunlarının teknolojisinde. Oyunun ses efektleri zamana göre zayıf kalsa da yine de vasatın üstünde, seslerde tek beğenmediğim karakterlerin arasında olan dialoglar oldu, hepsi de çok amatörce yapılmışlar. Müzikler ise güzel olsa da bir süre sonra kendilerini tekrarlamaya başlıyorlar.

Bu Dinozorlar Neden Bu Kadar Büyük ?

Oyunda bir de yoğun bir şekilde birimlerin yön bulma problemi var. Birimlerin kimileri çok büyük, kimileri ise çok küçük olduğundan zaman zaman dediğinizi uygulamayabiliyorlar. Hatta küçük ve büyük birimlerden oluşan bir grup seçerseniz sonuç kesinlikle bu grubun bir yerde takılı kalması olabiliyor. Bu da savaşlarda insanı çileden çıkarabiliyor. Ama bu sorunlar bir yamayla düzeltilemeyecek problemler değiller. Çoğu stratejide es geçilen yapay zeka da bu oyunda çok başarılı bir şekilde hazırlanmış. Tüm zorluk seviyelerinde yapay zeka iyi savaşlar çıkarabiliyor. Zaman zaman da saçmalayabiliyor yapay zeka. Bunu yaşadığım iki örnekle hemen açıklayayım; bir haritada benim uzun menzilli silahlara sahip birimlerim vardı, karşımdaki düşmanların ise yakın dövüş silahlara sahip birimleri ve ben onların beni vuramayacağı bir yerden onlara ateş ediyordum. Düşman ise hiçbirşey yapmıyordu, kaçacağı yerde öyle ölmeyi bekliyordu. Diğer saçmalık ise düşmanlar duvarlara vb. binalara saldırırken oluyor. Duvara saldırıyorlar, ben ordumla yanlarına gelince de beni kale almayıp duvara saldırmaya devam ediyorlar. Ben de kolayca hepsini öldürüyorum. Bunlar yapay zekada gördüğüm aksaklıklar, bunlar da olmasa bu oyun gerçekten de klasik olabilirdi.

Son sözlerime gelirsem; her ne kadar yapay zekada ve grafiklerde bazı küçük sorunları olsa da gene de ParaWorld bu sene çıkan en iyi RTS oyunlarından biri bana göre, tabi bunda dinozorlara aşırı derece ilgi duymamın etkisi de olabilir ama sonuçta bana Age Of Empires 2 günlerimi hatırlattı. O zamandan beri bu kadar dengeli ve mikro yapının bu kadar önemli olduğu bir RTS oyunu oynamamıştım. Eğer RTS türü oyunlardan hoşlanıyorsanız, bu oyunu mutlaka denemelisiniz, yoksa çok şey kaçırırsınız. Herkese iyi oyunlar :)

Grafik:82
Ses:76
Oynanabilirlik:85
Genel Puan:81

Broken Sword: the Angel of Death

Emre Acar

Platform:PC Tür:Macera Yayıncı:THQ Yapımcı:Revolution Software Çıkış Tarihi:Eylül 2006

Şaşkın Avukatımız George Stobbart Geri Döndü

Hatırlayacağınız üzere Broken Sword 2003 Yılı’nın son aylarında tam 6 yıllık aradan sonra, tamamen yeni bir boyutta The Slepping Dragon ile geri dönmüştü. Bu dönüş eski Broken Sword hayranları için pekde sevindirici olmamıştı, bir kere oyunun kontrolü mouse yerine klavyeden yapılıyordu, ve klavye kontrolü pekte başarılı değildi. Ayrıca eski oyunlarda sık sık esprileriyle bizi güldüren George, 3. boyutun etkisiyle biraz sessizleşmişti sanki, tüm bu olumsuzluklara rağmen oyun muhteşem konusuyla kendini oynatmayı bilmiş ve Broken Sword üçlemesini adına yakışır bir şekilde sonlandırmıştı. Evet oyun üçleme olarak düşünülmüştü ama hayranların tepkilerinden bunalan Revolution Software çalışanları yeni bir Broken Sword oyunu yapacaklarını duyurdular, ve 3 yıl aradan sonra işte karşınızda Broken Sword: The Angel of Death.

Oynanışta Eskiye Dönüş

Oyunun açılışı genç bir kızın kurban edilme töreni ile başlıyor, ve daha sonra günümüzden 3 yıl öncesine gelip bir mezardaki iskelet gösteriliyor, daha sonra ise günümüze dönüp yağmurlu bir havada George’u ofisine giderken buluyoruz, içerde ise bizi Anna Maria adında sarışın güzel bir kadın bekliyor, ve bizden yardım istiyor. Anna Maria’nın elinde ailesinden ona yadigar kalan bir el yazması var ve mafya bu el yazmasının peşinde, Anna Maria’nın bizden istediği bu el yazmasını mafyadan uzak tutmak ve el yazmasının şifresini çözüp hazineyi bulmak. Avukatlık işlerinden hayli sıkılan ve artık bir maceraya atılma vakti diyen George ise bu teklifi kabul ediyor ve maceramız başlıyor. Ama olanlar oluyor ve el yazması mafyanın eline geçiyor, bizde oyun boyunca bu el yazmasını bulmaya çalışıyoruz. Hikayeyi oyundan alacağınız zevkin azalmaması için daha fazla anlatmak istemiyorum. Oyun boyunca hepsi birbirinden farklı türlü türlü mekanları ziyaret ediyoruz. Hatta bu mekanlardan biriside İstanbul, Topkapı Sarayı’nı ziyaret ediyoruz. Hemen bizi nasıl yapmışlar diye sorduğunuzu düşünüyorum ve cevaplıyorum, gene bizi Arap gibi göstermişler, anlamıyorum bu Amerikalıları acaba bilerek mi yapıyorlar böyle? Neyse biz oyunumuza dönelim. Oyunu oynarken zaman zaman eski oyundaki karakterleri göreceksiniz, bunlara çok sevineceğinize şüphem yok. Bu oyunda da hepimizin aşkı Fransız güzeli Nico bize eşlik edecek, hemde gene o etkileyici ses tonu ile:)

Oyunda kullanılan bulmacalardan eski oyunlardan hatırladığımız türden, öncelikle oyundaki karakterlerden bilgi alışverişinde bulunuyoruz, etraftaki objeleri çekiyoruz, ve birkaç aleti birleştirip bulmacaları çözüyoruz. Oyundaki bulmacalar çok başarılı bir şekilde hazırlanmışlar, bazı macera oyunlarında olduğu gibi bizden alakasız isteklerde bulunmuyor, bulmacaların hepsi günlük hayatta karşılaşacağımız olaylardan alınmışlar, birazcık kafamızı çalıştırıp geçemeyeceğimiz bulmaca yok. Ama bazı bulmacalar biraz zor olarak hazırlanmış, bulamadığınız yerde gerçektende insanı sinir edebiliyor. Envanterimizi mouse ekranın üstüne getirerek görebiliyoruz, ve tüm işlerimizi buradan yapıyoruz. Envanter kullanımı biraz olsun anlatayım, elimize aldığımız tüm nesneleri buradan görebiliyoruz, üzerlerine sağ tuş ile tıklarsak nesneler hakkında detaylı bilgi alabiliyoruz, ayrıca diğer Broken Sword oyunlarında olduğu gibi iki nesneye birleştirme yöntemi bu oyunda da yerini koruyor. Ayrıca bu oyuna özel bir PDA’miz var, bu PDA aracılığı ile bilinmeyen telefon numaralarını bulabiliyoruz, bulmacaları PDA yardımı ile çözebiliyoruz, mesala bir bölümde birinden telefon bekleyen bir adam var, bizim amacımız ise o adamdan otel kartını almak, yapacağımız PDA’imizle otelin resepsiyonunu arayıp o adamla konuşmak, resepsiyonu arıyoruz ve adam telefona gidiyor, bizede adamın bıraktığı yerden kartını almak düşüyor, PDA sayesinde oyuna güzel bulmacalar eklenme şansı doğmuş, hatta PDA’imizle bomba bile imha edebiliyoruz, kısacası güzel bir eklenti olmuş.

Broken Sword I+Broken Sword II=Broken Sword IV

Geldik oyununun oynanış biçimine; üçüncü oyunda çok kötü olan oynanabilirlik bu oyunda biraz olsun düzelmiş gibi gözüküyor. Bir kere oyun sırf klavyeden kurtulmuş ve oyuna mouse desteğide eklenmiş, aynı 1. ve 2. oyun gibi Point&Click tarzında oyunu oynayabiliyoruz. Ama hala klavye ile karakterimizi yönetebiliyoruz, zaman zaman klavye ile karakterimizi yönetmek daha kolay olabiliyor, çünkü mouse bazen dediklerimizi algılayamıyor ve kendimizi saçma sapan basmadığımız yerlere giderken bulabiliyoruz, bu arada şunuda ekleyim, koşmak için CTRL tuşuna basık tutmanız lazım, çift tık ile koşmuyor karakterimiz. Mouse yardımı ilede cisimlerle etkileşime geçebiliyoruz. Mouse’u herhangi bir yere tıkladığımızda bir menü açılıyor ve bu menü yardımıyla, o cisim hakkında bilgi alabiliyoruz, herhangi bir insanla konuşabiliyoruz veya o cismi alabiliyoruz. Sonuç olarak oyunun kontrolleri BS 3’den daha iyi bir şekilde yapılmış.

Sanki Biraz Aceleye Gelmiş Gibi

Oyunu oynarken sıklıkla sorunlarla boğuşmak zorunda kaldım, oyunda birçok bug mevcut, oyunun zaman zaman çökmesi, bazen oyundayken donup kalması(En siniride bu, oyun öylece kalıyor. Sıklıkla oyunu kayıt edin yoksa benim gibi o kadar ilerleyip pişman olursunuz.) , oyunun zaman zaman yavaşlaması, bir bakıyorsunuz oyun çok hızlı, bir bakıyorsunuz oyunun hızı yerlerde sürünüyor.(Bu sorun en yüksek sistemlerde bile yaşanabiliyor.)Creative Live Serisi ses kartlarında seslerde problem çıkarması, zaman zaman dialogların duyulmaması ve bunun gibi onlarca hata var oyunda, buda akıllarda acaba test edilmeden erkenden piyasaya mı sürüldü sorusunu uyandırıyor. Ayrıca oyunun grafikleride 3. oyundan güzel olsada animasyonlarda hafiften bir odunluk havası var, karakterlerin yaptıkları haraketlerden gerçekcilikten çok uzak oluyor zaman zaman.(Ah keşke bu oyun 2D olarak çıksaydı demeden edemiyor insan.) Oynanış ile ilgili hatalarda var ayrıyaten, karakterimiz verdiğimiz komutları uygulamıyor, yada bir yerde takılı kalabiliyor, tek yapılabilecekte oyunu load etmek oluyor. Bizim bu hatalara karşı yapabileceğimiz tek şey oyunun yamasının bir an önce çıkmasını beklemek. Oyunu denediğim Intel P4 2.8 GHz HT, 256 MB Nvidia 7800 GS, 1 GB DRR Ram’lik sistemimle bile oyunda zaman zaman yavaşlamalar oluyordu, yani oyunda optimizasyon yok denecek kadar az. Oyunu rahatça oynayabilmeniz için en azından bir Nvidia 6600 ekran kartınız olması lazım. Müzikler ve sesler ise ortalamanın hayli üzerinde, karakter seslendirmeleri yine profesyonel sanatçılar tarafından yapılmış, müziklerde ortama uyum sağlıyor, ayrıca ilk iki oyundaki gibi bulmacayı çözme durumunuza göre değişiyor. En çokta bu özelliğe sevindim, müzik değişince doğru yolda olduğunuzu anlıyorsunuz.

Bir Efsanenin Sonu!

Oyunun ne kadar hatası olursa olsun Broken Sword hayranları bu oyunu zaten gözü kapalı alacaklardır. Ama hiçbir Broken Sword oyununu oynamadıysanız ve macera oyunlarından hoşlanıyorsanız bu oyunu size tavsiye edebilirim. Sonuçta bir efsanenin son oyunu, Broken Sword 3’ten de hayli iyi bir oyun. Onlarca teknik hatasına rağmen güzel hikayesiyle kendini oynatmasını biliyor, acaba ilerde ne olacak sorusuyla oyuna kapılıp başında saatler harcayabiliyorsunuz. Bu oyunu alın ve oynayın, hatta mümkünse bende size tavsiye tüm Broken Sword oyunlarını oynayıp ve bu oyunu son olarak oynayın, efsanenin gelişimine tanıklık etmiş olacasınız. Daha sonra ise Revolution Software’in yeni oyununu bekleyin, kim bilir belki Beneath a Steel Sky’a yeniden geri dönerler. Herkese iyi oyunlar:)

Grafik:85
Ses:85
Oynanabilirlik:83
Genel:84

Dreamfall: The Longest Journey

Emre Acar

Platform:PC Tür:Macera Yayıncı:Aspyr Yapımcı:Funcom Çıkış Tarihi:Nisan 2006

Unutamayacağınız Bir Maceraya Başlamaya Hazır Mısınız?

Bu oyunun benim kalbimde ki yeri çok ayrı ve özeldir. Çünkü kendisi ilk oynadığım macera oyunlarındandır. Daha doğrusu bana macera oyunlarını sevdiren ilk oyundur desek daha doğru olacak sanırsam. İlk oyun çıktığında tüm sitelerden ve dergilerden yüksek notlar almış. Gerek kurgusuyla gerek hikaye ve bulmacalarıyla tüm zamanların en iyi macera oyunlarının arasına adını altın harflerle yazdırmıştı.(Bana göre tüm zamanların en iyi macera oyundur.)Bu oyunun bu kadar başarılı olmasının nedeni belkide eski LucasArts ve Sierra oyunlarından içinde birşeyler barındırmasıydı. Ayrıca oyundaki karakterler öylesine güzel işlenmişti ki oyunu oynadıktan uzun yıllar sonra bile tüm karakterler aklınızda kalıyordu.

Rüyalarınızdan Korkmayın

Ve 6 yıldan sonra oyunun devamı Dreamfall:The Longest Journey bizlerle, ama oyun tamamen değişmiş. Değişmiş derken bunu kötüymüş gibi anlamayın. Oyun ilk oyunun en iyi yönlerini tamamiyle barındırıyor, ama oynanış olarak oyunun yönü maceradan biraz daha aksiyona kaymış. Bu macera oyuncuları tarafından pek hoş karşılanmayacak bir durum ama Funcom bunuda elinden geldiğince iyi başarmış. Yani ilk oyunu oynadıysanız bu oyunuda bitirmeden elinizden bırakamayacaksınız. Oyundaki bulmaca sayısıda bir hayli azalmış oynanış sebebiyle, ama yinede envanteriniz yardımıyla birçok aleti birleştirip kapıları açma veya makineleri çalıştırma bulmacaları duruyor. Fakat bu bulmacalar ilk oyuna göre çok kolay zorlanmadan ve takılmadan rahatlıkla geçebiliyorsunuz. Ayrıca bulmacaları çözmenin birden çok yolu var.

Oyun size ne yapmanız gerektiğini her zaman söylüyor. Bir yere vardığınızda ilk yapmanız gereken oradaki eşyaları toplamak ve daha sonra bu topladığımız eşyaları gerektiği yere göre teker teker birleştirip, gerekli yerlerde kullanmak. Bu bana göre oyundaki özgürlüğü az da olsa baltalıyor. Ama oyunun hakkını yememek lazım oyundaki bulmacalar eğlenceli olmuş. Hele oyundaki kapalı kapılardaki kilit bulmacaları çok güzel ama kolay daha önceden de dediğim gibi. Ayrıca bazı bulmacalarda oyunda karşılaştığınız karakterlerde size yardım edebiliyor. Oyuna ayrıca dövüş sistemi ve sessizlik öğeleri eklenmiş. Açıkcası bunlardan pek hoşlanmadım. Heleki oyundaki dövüşler tam bir felaket, Allah’tan bu dövüşler seyrek olarak hazırlanmış. Dövüş sisteminde bir güçlü ve bir zayıf olmak üzere iki tane, ayrıca birde blok tuşumuz var. Ama dediğim gibi oyundaki dövüşler çok sıkıcı.

Gizlilik İstiyorsan Splinter Cell Oyna

Daha öncede dediğim gibi oyuna ayrıca gizli olmamız gereken bölümler eklenmiş ama buda dövüş sistemi gibi biraz basit kalmış. Yani gizlenmek çok kolay tek yapmamız gereken yeterli mesafeden takip etmek ve kırık cam parçalarına basmamak karşımızdakinin bizi duymaması için. Açıkcası ben gölgelerde gizlenmek isterdim ama öyle bir yetenek ne yazık ki oyunda yok. Oyunun kontrollerine gelecek olursam genel olarak iyi yapılmış. Ben pek bir şikeyet etmedim oynarken ama size tavsiyem eğer elinizde kaliteli bir GamePad varsa onla oynayın. Ayrıca çok olmasa arada bir kamera saçmalayabiliyor.

Bu Oyun Resmen Yaşıyor

Oyunun aksiyon öğeleri kötü olabilir ama çok olmaması yinede insanı rahatlatıyor. Biraz da oyunun dünyasından bahsedeyim; oyunun dünyası çok detaylı ve gerçekci yapılmış. Şehirde dolaşırken durun bir etrafı izleyin oyundaki karakterler gerçek hayattaki gibi birbirleriyle etkileşim içindeler , birbirleriyle konuşuyorlar tıpkı ilk oyunda olduğu gibi. Oyundaki dialoglarda bayağı bir uzun yapılmış ve hepside oyunun hikayesine katkıda bulunuyor. Eğer çok dialog içeren oyunları sevmiyorsanız ve İngilizceniz de iyi değilse Dreamfall’dan sıkılmanız olası. Ama hatırlarsanız ilk oyundaki dialoglarda yeterince uzunlardı.

Oyunun hikayesine pek değinmek istemiyorum, çünkü birçok kişi bu oyunu hikayesi için oynuyor. Oyundaki sürprizleri kaçırmanızı istemem. Ama şunuda söyleyeyim bu bir The Longest Journey oyunu ve hikayesi mükemmel ve başında geçirdiğiniz her dakikaya değecektir. Oyunun geçtiği yerlerden de biraz bahsedeyim oyun Stark adında teknoloji ve Arcadia adında ki sihir dünyasında geçiyor.

Teknik Özellikler

Gelelim oyunun teknik özelliklerine; grafiklerden başlayacak olursam, grafikler teknik açıdan son derece güzel ve detaylı hazırlanmış. Hatta çevre grafikleri macera oyunlarında görebileceklerinizin en iyilerinden. Karekter animasyonlarıda son derece güzel yapılmış. Grafiklerin bana göre en zayıf yönü karakterlerin ağız ve hareketleri oldu. Yani pek gerçekci ve karşındakinin olaya verdiği tepkiyi yansıtmakta başarız kalmış. Oyundaki sesler ise tam bir şölen niteliğinde tüm karakterler profesyonel aktör ve aktristler tarafından seslendirilmiş ve son derece kaliteliler, ses efektleride yeterince güzeller. Müziklere gelecek olursam; oyundaki müzklerine hepside tam bir sanat eseri değerinde olmuş. Şu anda bile ana menüde çalan müziği dinliyorum. Müzikler dört dörtlük olmuş kısacası aynı ilk oyunda olduğu gibi.

Karar Anı

Oyunun oynama süresi 10 ila 15 saat arasında değişiyor sizin oynama stilinize göre. Oyunun yine en iddialı olduğu kısım oyunun muhteşem ötesi hikayesi. Ayrıca oyundaki sesler ve müzikler bir hayli başarılı, ama dediğim gibi oyundaki aksiyon öğesi olmayıpta ilk oyun gibi bulmaca ağırlıklı bir oyun daha iyi olurmuş demeden de edemiyor insan. Fakat ne olursa olsun bu oyun 2006’nın en iyi macera oyunlarından birisi.(Bana göre en iyisi zaten.)

Şimdi gelelim son sözlerime; ilk oyunu oynadıysanız bu oyunu zaten edinmişsinizdir. Oynamayanlar ise mutlaka ilk oyunu alsınlar sonrada bu oyunu alıp oynasınlar. Bu iki oyunu oynamayanlar lütfen ben macera oyunları oyuncusuyum demesinler.Herkese iyi oyunlar.

Grafik:89
Ses:90
Oynanabilirlik:85
Genel Puan:88